Tutuklama, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadan önce kişinin özgürlüğünü sınırlayan ağır bir koruma tedbiridir. Ceza değildir; ancak kişinin ailesi, işi ve gündelik hayatı üzerindeki etkisi son derece gerçektir. Bu nedenle kişiye bir suç isnat edilmesi, yani belirli bir suçu işlediğinin ileri sürülmesi, tek başına tutuklama için yeterli olmaz. Suçlamanın ağır olması veya suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) sayılan katalog suçlardan biri olması da bu sonucu değiştirmez.

Tutuklanan kişi, özgürlüğünün neden sınırlandığını kararı okuyarak anlayabilmelidir. Bu nedenle gerekçede yalnızca kanundaki ifadelerin tekrarlanması yeterli değildir. Bu yazıda somut delil, kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleri ve adli kontrol; Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi (BAM) kararları ışığında açıklanmaktadır.

Somut delil nedir?

Somut delil yalnızca parmak izi, silah veya belge gibi maddi ya da fiziksel delillerden ibaret değildir. Tanık anlatımı, iletişim kaydı, banka hareketi, dijital veri veya başka bir bilgi de somut delil olabilir. Önemli olan, bilginin belirli bir kişi ve olayla ilgili olması, güvenilirliğinin incelenebilmesi ve kişiyi isnat edilen suçla ilişkilendirebilmesidir.

Bu nedenle bir delil, yalnızca türüne bakılarak yeterli veya yetersiz sayılamaz. Örneğin olayı bizzat gören tanığın ayrıntılı anlatımı ile başkasından duyduklarına dayanan kişisel kanaati aynı değerde değildir. Kararda delilin yalnızca adı yazılmamalı; bu delilin kişiyi suçlamayla nasıl ilişkilendirdiği de açıklanmalıdır.

Tutuklamada delilin adı değil niteliği önemlidir

Aşağıdaki tablo, “şu delil her zaman yeterlidir” veya “bu delil hiçbir zaman yeterli değildir” biçiminde kesin kurallar koymaz. AYM kararlarında önemli olan, delilin güvenilirliği, kime ait olduğu, hangi koşullarda elde edildiği ve isnat edilen suçla nasıl ilişkilendirildiğidir.

Olgu veya delillerTek başına yetersiz kalabilecek durumlarDelilin suçlamayla bağını kuvvetlendirebilecek durumlar
Tanık beyanıTanığın olayı bizzat görmeden yalnızca “bu kişi suçla bağlantılıdır” gibi genel bir kanaat bildirmesiTanığın bizzat gördüğü olayı; kim, nerede, ne zaman ve ne yaptı sorularını cevaplayarak anlatması ve anlatımın doğrulanabilmesi
İletişim kaydıİki kişinin yalnızca telefonla görüşmüş veya mesajlaşmış olması; konuşma içeriğinin bilinmemesiGörüşmelerin içeriği, zamanı, sıklığı ve tarafların olay içindeki konumu birlikte değerlendirildiğinde suçla somut bağlantı kurulabilmesi
Dijital veriKaydın kime ait olduğunun, değiştirilip değiştirilmediğinin veya nasıl elde edildiğinin belirlenememesiKaydın kişiye veya cihaza ait olduğunun, içeriğinin değişmediğinin ve elde edilme sürecinin teknik verilerle doğrulanması
Banka işlemiGündelik yaşamda olağan sayılabilecek alışveriş, para transferi, kart kullanımı veya hesap hareketiİşlemin tutarı, zamanı veya sıklığının olağan dışı olması ve suçla bağlantısının başka delillerle gösterilmesi
Çalışma, eğitim veya abonelikYasal bir kurumda çalışmak, çocuğu bir okula göndermek veya gazete ya da hizmet aboneliği yaptırmakBu tercihin belirli bir talimatla ve suç amacıyla yapıldığını gösteren kişiye özgü ek deliller
Aile ilişkisiYalnızca eşin veya akrabanın soruşturulması ya da yargılanmasıKişinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği, isnat edilen suçla bağlantılı bağımsız eylemlerin somut delillerle gösterilmesi
Sosyal medya paylaşımıHesabın kime ait olduğu ve paylaşımın bağlamı açıklanmadan birkaç eski paylaşımın gösterilmesiHesabın kişiye ait olduğunun doğrulanması; paylaşımın içeriği, tarihi, sürekliliği ve suçla bağlantısının birlikte açıklanması

Tutuklamanın kanuni şartları

Anayasa'nın 19. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 100 ve 101. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, bir tutuklama kararının hukuka uygun olup olmadığı dört aşamada incelenebilir:

  1. Kanuni dayanakTutuklama kanunda öngörülmüş olmalı ve karar, kanunun belirlediği usule göre verilmelidir.
  2. Kuvvetli suç belirtisiSomut deliller, kişiyi isnat edilen suçla ilişkilendirebilmelidir.
  3. Tutuklama nedeniKaçma veya delilleri gizleme, değiştirme ya da tanıkları etkileme tehlikesi somut olgularla gösterilmelidir.
  4. Ölçülülük ve adli kontrolTutuklamanın belirlenen risk karşısında neden zorunlu olduğu ve daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kalacağı açıklanmalıdır.

Ölçülülük, özgürlüğe yapılan müdahalenin ulaşılmak istenen amaç için gerekli ve orantılı olmasıdır. CMK m. 101/2, bu dört unsurun hangi delil ve somut olgulara dayandığının açıkça yazılmasını ister. Burada aranan uzun bir karar değil, kararın neden verildiğini gösterecek kadar açık ve kişiye özgü bir gerekçedir. Güncel kanun metni, AYM'nin Hüda Kaya kararının §§ 51-52'sinde de aktarılmıştır.

Kuvvetli suç şüphesi

Kuvvetli suç şüphesi, kişinin isnat edilen suçu işlemiş olabileceğini gösteren yoğun şüphedir. Ancak bu şüphe yalnızca bir tahmine veya makamın kanaatine dayanamaz; dışarıdan incelenebilen olgu ya da delillerle desteklenmelidir. Anayasa'nın 19. maddesi bu şart için “kuvvetli belirti”, CMK m. 100 ise “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller” ifadelerini kullanır.

Tutuklama aşamasında, mahkûmiyet kararı için gereken “her türlü makul şüpheden uzak ispat” düzeyi aranmaz. Çünkü bu aşamada kişinin suçlu olup olmadığı hakkında kesin karar verilmez. Ancak tutuklamaya dayanak gösterilen deliller, kişinin suçu işlemiş olabileceğini makul biçimde gösterebilmelidir. AYM, Selçuk Akbulut kararında §§ 18-29 arasında bu iki ispat düzeyini ayırmış ve tutuklama sonucuna götüren değerlendirmenin keyfî veya temelsiz olup olmadığını incelemiştir.

Tutuklama ve mahkûmiyet için aranan delil düzeyi

Tutuklama, soruşturma veya kovuşturma sürerken uygulanabilen geçici bir tedbirdir; hâkim bu aşamada kişinin suçlu olduğuna dair kesin hüküm kurmaz. Ancak tedbirin geçici olması, varsayıma veya soyut şüpheye dayanılarak özgürlüğün sınırlanabileceği anlamına gelmez.

  • Delilin kime ait olduğu ve kişiyi isnat edilen suçla nasıl ilişkilendirdiği açıklanabilmelidir.
  • Şüpheli veya sanığın sonuca etkili açıklamaları ve delilin başka bir anlama gelebileceği yönündeki itirazları bütünüyle göz ardı edilmemelidir.
  • Birden fazla zayıf olgu yalnızca yan yana sıralanmamalı; her birinin suçlamayı hangi nedenle desteklediği açıklanmalıdır.
İçtihat karşılaştırması

AYM kararlarında somut olgular

Aşağıdaki kararlar, aynı bilgi veya delilin her dosyada aynı hukukî değeri taşımadığını gösterir. Yasal ve gündelik bir davranış, suçla bağlantısı açıklanmadan kişiye karşı şüphe göstergesi olarak kullanılamaz. AYM'ye göre yalnızca bir bilginin varlığını göstermek yeterli değildir; bu bilginin kişiyi suçla nasıl ilişkilendirdiği de açıklanmalıdır.

Yetersiz bulunan olgular

Çalışma, eğitim ve abonelik ilişkileri

Sait Ayaz kararında §§ 42-54 arasında; kamu görevinden çıkarılma, çocuğu belirli bir okula gönderme ve gazete aboneliği değerlendirilmiştir. Bu bilgiler, belirli bir talimatla hareket edildiğini veya suç amacı bulunduğunu gösteren kişiye özgü başka olgularla desteklenmediği için kuvvetli suç belirtisi sayılmamıştır. Başka bir ifadeyle AYM, yasal veya gündelik bir faaliyetin suçla somut bağlantısı kurulmadan tutuklamaya dayanak yapılamayacağını kabul etmiştir.

Aile ilişkisi, banka işlemi ve sosyal medya paylaşımı

Ceza sorumluluğunun şahsiliği, bir kişinin ancak kendi fiili ve kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi demektir. Neslihan Sevinç kararında §§ 37-45 arasında; eş hakkında yürütülen yargılama ile başvurucunun bağlantılı bir kurumda çalışması, başvurucunun kendisinin suç işlediğini gösteren yeterli olgular sayılmamıştır. Sıradan banka kartı kullanımı ve olağan hesap hareketleri de işlemlerin türü, tarihi ve amacı suçla ilişkilendirilmediği için kuvvetli belirti kabul edilmemiştir.

Aynı kararda birkaç eski sosyal medya paylaşımı ile bir flash belleğe ilişkin teknik değerlendirme de ele alınmıştır. Paylaşımların hangi bağlamda yapıldığı ve suçlamayla nasıl bağlantı kurduğu açıklanmamıştır. Flash bellekteki verinin başvurucuya ait olduğu ve içeriğin güvenilirliği de teknik olarak doğrulanmamıştır. Bu nedenle yalnızca dijital bir kayıt bulunduğunu söylemek yeterli değildir; kaydın kime ait olduğu, değişmeden korunduğu ve suçlamayla bağlantısı gösterilmelidir.

İlişki ve taşınmaz alımına dayanan genel çıkarımlar

Bekir Mustafa Yılmaz kararında §§ 67-80 arasında AYM, başvurucunun bazı kişilerle ilişkisi ve taşınmaz alımı hakkındaki bilgilerin, isnat edilen suçu işlediğini yeterince gösterip göstermediğini incelemiştir. Mahkeme, tek başına bir ilişki veya mal edinme bilgisinin değil, bu bilginin suçla bağlantısını kuran ikna edici delillerin bulunması gerektiğini vurgulamıştır.

Kuvvetli belirti kabul edilen olgular

Selçuk Akbulut kararında §§ 18-29 arasında somut tanık anlatımları tek başına bırakılmamıştır. Başvurucunun başka kişilerle birlikte hareket etmesi, olay yerinden ayrılması ve aynı araçta yakalanması gibi olgular da birlikte değerlendirilmiştir. AYM, bütün bu veriler arasındaki bağlantı nedeniyle kuvvetli suç şüphesi bulunduğu yönündeki çıkarımın keyfî olmadığı sonucuna varmıştır.

Gülser Yıldırım (2) kararında §§ 134-163 arasında iletişim kayıtları yalnızca “kişiler görüşmüştür” biçiminde ele alınmamıştır. Görüşmelerin içeriği, ilgili olaylar, gerçekleşen eylemler ve görüşülen kişilerin bu olaylardaki konumu birlikte değerlendirilmiştir. Başvurucunun yetkili makamların çağrılarına tekrar tekrar uymaması da kaçma tehlikesini destekleyen somut olgulardan biri kabul edilmiştir.

Tutuklama nedenleri ve adli kontrol

Katalog suçlarda tutuklama zorunlu mudur?

Hayır. Katalog suç, CMK m. 100/3'te tek tek sayılan suçları ifade eder. Bu düzenleme hâkimin somut olayı değerlendirme yükümlülüğünün yerine geçmez ve otomatik tutuklama sonucu doğurmaz. Kişiyi suçla ilişkilendiren somut delillere dayalı kuvvetli şüphe bulunmalı, tutuklama ölçülü olmalı ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

AİHM, Taş ve Diğerleri/Türkiye kararında §§ 14, 17-18 ve 21 kapsamında, suç katalog suç olsa veya beklenen ceza ağır bulunsa bile somut olayın ayrıca incelenmesini aramıştır. Mahkeme, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını gerekli kılan olguların ikna edici biçimde gösterilmesini istemiş; yalnızca genel ve her dosyada tekrarlanabilecek ifadeleri yeterli görmemiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2021/232, K. 2022/415 sayılı kararında, isnat edilen suçların katalog suçlar arasında bulunmaması ve kaçma ya da delilleri karartma tehlikesini gösteren somut bir olgunun yer almaması dikkate alınmıştır. Ceza Genel Kurulu, verilen tahliye kararını hâkimin yargı yetkisi ve takdir hakkı içinde değerlendirmiştir. Bu karar da şartları tartışılmadan tutuklamanın kendiliğinden uygulanacak bir işlem olmadığını göstermektedir.

Suçun ağırlığı ve kaçma şüphesi

Suçun niteliği ve beklenen cezanın ağırlığı, kaçma şüphesi değerlendirilirken dikkate alınabilir. Ancak yalnızca cezanın ağır olması, kişinin kaçacağı anlamına gelmez. Kişinin aile, iş ve yerleşim yeri bağları, soruşturma sürecindeki davranışları ve kaçmaya hazırlandığını gösteren somut bir olgunun bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir.

Akerke Abdykalykova Onat kararında §§ 42-54 arasında başvurucu, soruşturmadan haberdar olmasına rağmen kaçmadığını, yurt dışına çıktıktan sonra geri döndüğünü ve işi nedeniyle adliyede bulunduğunu belirtmiştir. Bu açıklamalar tutuklama kararında karşılanmamıştır. Dosyada kaçmaya hazırlandığını gösteren başka bir somut olgu da bulunmadığı için AYM, kaçma şüphesine ilişkin gerekçeyi yetersiz görmüştür.

Delil karartma riskinin gerekçelendirilmesi

Delil karartma; delilleri gizleme, değiştirme veya yok etme ya da tanıklar üzerinde baskı kurarak gerçeğin ortaya çıkmasını engelleme tehlikesidir. Bu nedenle “deliller henüz toplanmamıştır” veya “delilleri karartma ihtimali vardır” biçimindeki genel ifadeler tek başına yeterli değildir. Kararda mümkün olduğu ölçüde şu sorular cevaplanmalıdır:

  • Hangi deliller henüz toplanmamıştır?
  • Şüpheli veya sanık bu delillere nasıl etki edebilir?
  • Delil gizleme, değiştirme veya tanık üzerinde baskı kurma yönünde bir davranış var mıdır?
  • Adli kontrol yükümlülükleri bu riski neden gideremez?

Akerke Abdykalykova Onat kararında, tutuklamaya dayanak gösterilen iletişim kayıtları zaten soruşturma makamlarının elindeydi. Başvurucunun bu kayıtları değiştirme veya ortadan kaldırma imkânı açıklanmadığı için delil karartma tehlikesi ikna edici bulunmamıştır. Buna karşılık Selçuk Akbulut kararında, henüz devam eden delil toplama işlemleri ve başvurucunun dosyayla somut bağlantıları birlikte değerlendirilmiş; bu riskin temelsiz olmadığı kabul edilmiştir.

Adli kontrolün yetersizliği

Adli kontrol, tutuklama yerine uygulanabilen daha hafif bir koruma tedbiridir. CMK m. 101, hem savcının tutuklama talebinde hem de hâkimin kararında, yurt dışına çıkış yasağı veya imza verme gibi yükümlülüklerin somut riski neden gideremeyeceğinin açıklanmasını arar. Daha hafif bir tedbir yeterliyse tutuklama, son çare olma niteliğini kaybeder.

Tutukluluk uzadıkça değişen gerekçe

Tutukluluk devam ettikçe gerekçe de güncel kalmalıdır. Deliller toplanmış veya başlangıçtaki riskler zayıflamışsa önceki karardaki aynı cümlelerin tekrarlanması yeterli olmaz. Öğretide dinamik gerekçe olarak adlandırılan bu ilke, her tutukluluk incelemesinde dosyanın o günkü durumunun yeniden değerlendirilmesi anlamına gelir.

AİHM Büyük Dairesi de Buzadji/Moldova Cumhuriyeti kararında §§ 84-102 arasında, kişinin suçu işlemiş olabileceğine ilişkin makul şüphenin tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir. Tutuklamayı gerekli kılan kaçma veya delilleri etkileme gibi diğer nedenlerin de ilk tutuklama kararından itibaren somut olayla ilgili ve kararı haklı gösterecek ölçüde yeterli biçimde açıklanması gerekir.

Kararı incelerken

Tutuklama kararında neler açıklanmalıdır?

  1. 01

    Kişiyi kendisine yöneltilen suçlamayla ilişkilendiren deliller hangileridir?

  2. 02

    Bu deliller, kişinin suçu işlemiş olabileceğine ilişkin neden kuvvetli şüphe oluşturmaktadır?

  3. 03

    Kaçma veya delilleri etkileme tehlikesi hangi somut olay ve davranışlara dayanmaktadır?

  4. 04

    Kişinin özgürlüğünü sınırlamak, suçlamanın niteliği ve önlenmek istenen risk karşısında neden ölçülüdür?

  5. 05

    Adli kontrol gibi daha hafif tedbirler belirlenen riski neden giderememektedir?

  6. 06

    Şüpheli veya sanığın kararın sonucunu etkileyebilecek temel itirazları hangi gerekçeyle kabul edilmemiştir?

Bir kararın uzun olması, gerekçesinin yeterli olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, hangi delilin kişiyi suçlamayla ilişkilendirdiğinin ve hangi somut riskin tutuklamayı gerekli kıldığının açıkça görülebilmesidir.

BAM kararlarında tekrarlanan gerekçeler

BAM, ilk derece mahkemesi hükümlerine karşı istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesidir.

Tam metinleri incelenen Ankara BAM 21. Ceza Dairesinin E. 2018/971, K. 2019/648 ve E. 2018/1026, K. 2019/754 sayılı kararlarında, tutukluluğun devamına karar verilirken gerekçeler benzer bir sırayla ve benzer ifadelerle kurulmuştur. Bursa BAM 3. Ceza Dairesinin E. 2019/5093, K. 2020/104 sayılı kararında ise aynı gerekçe cümlesi üç ayrı sanık için tekrarlanmıştır.

Benzer ifadelerin kullanılması tek başına kararın hukuka aykırı olduğunu göstermez. Aynı hukukî sorunların bulunduğu dosyalarda gerekçeler de birbirine benzeyebilir. Ancak her sanığın delilleri, kişisel durumu ve kendisine ilişkin riskler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Aynı gerekçe cümlesinin farklı sanıklar için tekrarlanması, bu kişisel değerlendirmenin gerçekten yapılıp yapılmadığı konusunda tereddüt doğurur. Buradaki eleştiri kararın sonucuna değil, kararın kişiye özgü nedenlerinin yeterince açıklanmamasına yöneliktir.

Kısa ve doğrudan yanıtlar

Uygulamada sık karşılaşılan sorular

Savcı tutuklama kararı verebilir mi?

Hayır. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı kişinin tutuklanmasını talep edebilir; kararı sulh ceza hâkimi verir. Dava açıldıktan sonraki kovuşturma evresinde ise yargılamayı yapan mahkeme, savcının talebi üzerine veya gerekli görürse kendiliğinden tutuklama konusunda karar verebilir. Her iki durumda da karar, CMK m. 100 ve 101'deki şartların somut olayda nasıl gerçekleştiğini açıklamalıdır.

Yalnızca bir tanık beyanıyla tutuklama kararı verilebilir mi?

Delil sayısına göre işleyen otomatik bir kural yoktur. Tek bir tanık beyanı da değerlendirilebilir; ancak tanığın olayı doğrudan görüp görmediği, kim-nerede-ne zaman-ne yaptı sorularına cevap verip vermediği, anlatımının kendi içinde tutarlı olup olmadığı ve başka verilerle doğrulanıp doğrulanmadığı incelenir. “Bu kişi suçla bağlantılıdır” biçimindeki kişisel kanaat ile gözleme dayanan ayrıntılı bir anlatım aynı hukukî değerde değildir.

Banka hareketleri veya HTS kayıtları somut delil sayılır mı?

Sayılabilir; fakat yalnızca bir banka işleminin veya telefon görüşmesinin bulunması yeterli değildir. HTS kayıtları, telefonlar arasındaki arama ve iletişim trafiğini gösteren kayıtlardır; çoğu durumda görüşmenin içeriğini göstermez. İşlemin veya görüşmenin tarihi, sıklığı, tarafları, olağan yaşamdan ayrılan yönü ve isnat edilen suçla bağlantısı açıklanmalıdır. Gündelik bir banka işlemi veya iki kişinin yalnızca görüşmüş olması kendiliğinden suç delili oluşturmaz.

“Suçun vasıf ve mahiyeti” ifadesi yeterli bir gerekçe midir?

Hayır, tek başına yeterli değildir. Bu ifade suçlamanın hukukî niteliğini ve özelliklerini anlatır. Suçlamanın ağır olması dikkate alınabilir; fakat kararda ayrıca kişiyi suçla ilişkilendiren deliller ve kaçma ya da delilleri etkileme tehlikesini gösteren somut olgular açıklanmalıdır.

Tutuklama kararındaki gerekçe eksikliği kendiliğinden tahliye sonucu doğurur mu?

Hayır. Eksik gerekçe otomatik tahliye sonucu doğurmaz; fakat basit bir şekil hatası da değildir. İtiraz veya sonraki tutukluluk incelemesinde tutuklamanın şartları yeniden değerlendirilir. Kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni somut olgularla gösterilemiyorsa tutukluluk sürdürülemez; belirlenen risk daha hafif bir tedbirle giderilebiliyorsa adli kontrol uygulanmalıdır.

Sonuç

Gerekçe kişiselleştirilmiş ve denetlenebilir olmalıdır

Gerekçe, karar metninde bulunması gereken sıradan bir bölüm değildir. Kişi neden tutuklandığını anlayabilmeli, müdafii karara karşı hangi hukukî itirazları ileri sürebileceğini görebilmeli ve üst mahkeme kararı etkili biçimde inceleyebilmelidir. Bunun için kararda kişiyi suçla ilişkilendiren deliller, tutuklamayı gerekli kılan güncel risk ve adli kontrolün neden yeterli olmayacağı açıkça anlatılmalıdır. Yargıya duyulan güven de yalnızca kararın sonucuna değil, o sonuca hangi nedenlerle ulaşıldığının anlaşılabilmesine bağlıdır.

İlgili incelemeTutuklama Nedenleri Nasıl Değerlendirilir? İlgili çalışma alanıCeza Hukuku
Araştırma notu

Kaynak seçimi ve güncellik

Anayasa ve CMK hükümleri; AYM ve AİHM'in resmî karar metinleri; açık erişimli akademik çalışmalar ile seçili Yargıtay ve BAM kararlarının tam metinleri karşılaştırılmıştır. Mevzuat ve içtihat değişebileceği için son hukukî inceleme tarihi sayfanın başında gösterilmiştir.

Seçili resmî ve akademik kaynaklar

Kaynakça

  1. AYM, Hüda Kaya, B. No: 2023/102251, 25/2/2025
  2. AYM, Bekir Mustafa Yılmaz, B. No: 2016/72230, 17/7/2019
  3. AYM, Sait Ayaz, B. No: 2016/35488, 30/9/2020
  4. AYM, Gülser Yıldırım (2), B. No: 2016/40170, 16/11/2017
  5. AYM, Neslihan Sevinç, B. No: 2022/24342, 19/11/2024
  6. AYM, Akerke Abdykalykova Onat, B. No: 2019/42674, 26/2/2025
  7. AYM, Selçuk Akbulut, B. No: 2022/100171, 14/5/2025
  8. AİHM, Buzadji/Moldova Cumhuriyeti [BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016
  9. AİHM, Taş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 41527/17 ve 212 diğer başvuru, 17/12/2024
  10. YCGK, E. 2021/232, K. 2022/415, 7/6/2022
  11. Beyzanur Yazar, “Tutukluluk Halinin Devamına İlişkin Kararlarda Gerekçelendirme Yükümlülüğü”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 32, S. 1, 2026, s. 187-212. DergiPark
  12. Zeynep Büşra Korkmaz ve Ahmet Bozdağ, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Kararlarında Bulunması Gereken Gerekçe”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 24, S. 2, 2025, s. 1016-1038. DergiPark