AİHM Bülent Bekdemir/Türkiye (17.6.2025) ve Aykaç/Türkiye (9.12.2025) kararlarında, devlet güvenlik mahkemeleri döneminin kanuni avukat yasağı nedeniyle müdafisiz alınan ifadelere dayanan iki müebbet hapis mahkûmiyetinde Sözleşme'nin 6/1 ve 6/3-c maddelerinin ihlal edildiğine karar verdi.
Aykaç kararının ayrı bir önemi var. Başvuru Hükûmetin tek taraflı deklarasyonu üzerine düşürülmüş, ardından yeniden yargılama talebi reddedilince yeniden kayda alınmıştı. Bu yazı iki kararı, AİHM'in Salduz sonrası uyguladığı testi ve eski mahkûmiyetler için açık olan yolları ele alıyor.
Kanuni avukat yasağı
Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'na göre şüpheli gözaltına alındığı andan itibaren avukattan yararlanabiliyordu. Ancak 3842 sayılı Kanun'un 31. maddesi, devlet güvenlik mahkemelerinin görevine giren suçlarda bu hakkı kısıtladı. Bu suçlardan gözaltına alınanlar avukatla ancak tutuklandıktan sonra görüşebiliyordu (Bekdemir, §§ 33, 52; Aykaç, § 6). Hükûmet, Aykaç dosyasında sunduğu deklarasyonda bu sistematik kısıtlamanın 15.7.2003 tarihli 4928 sayılı Kanun'la kaldırıldığını belirtti (§ 20).
Yürürlükteki CMK'nın 148/4 maddesine göre kollukta müdafi bulunmaksızın alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz (Bekdemir, § 56). Ancak yasağın yürürlükte olduğu dönemde alınan ifadeler, sonraki yıllarda verilen bazı mahkûmiyetlerde de delil olarak kullanılmaya devam etti. Bekdemir ve Aykaç kararlarının ikisi de bu tür dosyalarla ilgili.
AİHM'in testi: zorlayıcı neden ve bütün olarak hakkaniyet
AİHM, Salduz/Türkiye Büyük Daire kararından sonra Ibrahim ve Diğerleri ile Beuze Büyük Daire kararlarında testi iki aşamaya bağladı. Önce müdafiye erişimin kısıtlanması için zorlayıcı nedenler bulunup bulunmadığına bakılır. Sonra yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı incelenir (Bekdemir, § 51). İki kararda da Hükûmet zorlayıcı bir neden ileri sürmedi (Bekdemir, § 53; Aykaç, § 51).
Zorlayıcı neden yoksa AİHM hakkaniyet değerlendirmesini çok sıkı yapar; kısıtlama kanundan doğan genel ve zorunlu bir yasaksa bu daha da geçerlidir. Bu durumda yargılamanın telafisi imkânsız biçimde zarar görmediğini, istisnai olarak ve somut olayın koşullarında ikna edici biçimde gösterme yükü Hükûmete düşer (Bekdemir, § 54; Aykaç, § 52).
Bekdemir: soruşturmayı biçimlendiren müdafisiz ifade
Başvurucu 13.3.1998'de İstanbul'da üzerinde bir tabanca ve örgüt belgeleriyle yakalandı (§ 5). Kollukta avukatsız verdiği ifadede TKP-ML/TİKKO'ya üye olduğunu anlattı ve örgüt adına işyerlerinden para istediği olayları sıraladı (§§ 9-10). Savcılıkta da avukatsız ifade verdi ve kolluk ifadesini geri aldı. Aynı gün avukatı yanındayken sorgu hâkimi önünde ifadenin işkenceyle alındığını ileri sürdü (§§ 13-14).
Yargılama 1998'de İstanbul 4 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde başladı (§ 17). İlk derece mahkemesi 8.4.2009'da başvurucuyu örgüt üyeliğinden 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Yargıtay bu kararı bozdu ve eylemin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtti (§§ 23, 25). Mahkeme 30.4.2013'te eski TCK'nın 146. maddesinden müebbet hapis cezası verdi ve kolluk ile savcılık ifadelerini de dayanak gösterdi (§§ 27-28). Yargıtay kararı 15.5.2014'te onadı (§ 30). Anayasa Mahkemesi 25.1.2018'de, müdafi hakkının o dönemki mevzuata uygun olarak kısıtlandığını ve ifadenin tek veya belirleyici delil olmadığını belirterek ihlal bulmadı (§§ 32, 41).
AİHM'e göre ne ilk derece mahkemesi ne Yargıtay müdafi yokluğunun savunma hakkına ve yargılamanın hakkaniyetine etkisini değerlendirmişti (§ 56). Anayasa Mahkemesi de kararını verdiği tarihte mevcut olan Salduz, Ibrahim ve Beuze kararlarındaki ilkeleri uygulamamıştı (§ 57). Soruşturma başvurucunun ifadesiyle başlamıştı: diğer örgüt üyeleri bu ifadeden sonra yakalanmış, işyeri sahiplerinden alınan ifadeler ve teşhisler de ifadenin ardından gelmişti (§§ 61-62). Müdafisiz ifade olayların anlatısını sağlamış ve delil toplama sürecini biçimlendirmişti (§ 63). AİHM yargılamanın bütün olarak hakkaniyetinin telafisi imkânsız biçimde zedelendiğine karar verdi (§ 64). Başvurucuya 3.000 avro manevi tazminat verdi ve en uygun giderimin, başvurucu isterse yeniden yargılama olduğunu belirtti (§§ 69-70).
Aykaç: deklarasyondan sonra yeniden kayda alma
Başvurucu 8.2.2000'de PKK üyeliği şüphesiyle gözaltına alındı. Kollukta, jandarmada (38 sayfalık bir ifade dahil), savcılıkta ve sorgu hâkimi önünde avukatsız ifade verdi (§§ 5-9). Malatya Ağır Ceza Mahkemesi 22.11.2007'de eski TCK'nın 125. maddesinden müebbet hapis cezası verdi. Karar 16.10.2008'de Yargıtayca onandı (§§ 14, 16).
AİHM 2013'te başvuruyu Hükûmete bildirdi. Hükûmet 6.9.2018'de 6/1 ve 6/3 ihlalini kabul eden bir tek taraflı deklarasyon sundu. Deklarasyonda CMK'nın 311/1-f maddesinin, 7145 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten sonra deklarasyon üzerine düşürülen başvurularda yargılamanın yenilenmesini öngördüğü belirtiliyordu (§ 20). Başvurucu, amacının 500 avro karşılığında düşme kararı almak değil yargılamanın yenilenmesi olduğunu belirterek itiraz etti (§ 21). AİHM 23.5.2019'da başvuruyu kayıttan düşürdü (§ 22).
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, iki ayrı tarihte yapılan yeniden yargılama talebini CMK 311'deki yenileme nedenlerine dayanmadığı gerekçesiyle reddetti. İtiraz da reddedildi (§§ 23-28). Anayasa Mahkemesi 25.5.2021'de, mahkûmiyet 23.9.2012'den önce kesinleştiği için yargılamaya ilişkin şikâyetleri zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez buldu (§ 30). AİHM, deklarasyondaki taahhütlerin iç hukukta hiçbir pratik etki doğurmamasını istisnai bir hâl sayarak başvuruyu 22.10.2024'te yeniden kayda aldı (§§ 31, 40).
AİHM esas yönünden müdafi hakkının ihlal edildiğine karar verdi (§§ 52-55). Yeniden yargılama talebinin reddinin açık bir olgusal veya hukuki hataya dayandığını ve adaletin inkârı sonucunu doğurduğunu, Anayasa Mahkemesinin de bu eksikliği ele almadığını belirtti (§ 58). Deklarasyonla düşürülen çok sayıda benzer başvuru arasında yeniden kayda alınan tek dosyanın bu olduğunu da not etti (§ 59).
Kararda ayrıca 6/3-d ihlali bulundu. On iki tanık, mahkemenin bulunduğu yerde değil oturdukları yerdeki mahkemelerde istinabe yoluyla dinlenmiş, yazılı ifadeleri duruşmada okunmuştu. AİHM, Faysal Pamuk kararına atıf yaparak tanıkların gelmemesi için iyi bir neden gösterilmediğini, ifadelerin mahkûmiyette en azından önemli ağırlık taşıdığını ve dengeleyici bir güvence bulunmadığını tespit etti (§§ 68-79). Başvurucuya 1.500 avro manevi tazminat verdi.
Kararlar tablosu
| Karar | Tarih | Dosya | Anayasa Mahkemesi | AİHM |
|---|---|---|---|---|
| Bülent Bekdemir | 17.6.2025 | 1998 gözaltısı; TKP-ML/TİKKO; eski TCK 146'dan müebbet | AYM 25.1.2018: ihlal yok | 6/1 ve 6/3-c ihlali; 3.000 avro |
| Aykaç | 9.12.2025 | 2000 gözaltısı; PKK; eski TCK 125'ten müebbet | AYM 25.5.2021: zaman bakımından yetkisizlik | 6/1, 6/3-c ve 6/3-d ihlali; 1.500 avro |
Eski mahkûmiyetler için yollar
Anayasa Mahkemesi. 23.9.2012'den önce kesinleşen mahkûmiyetler için Anayasa Mahkemesine başvurulamaz (Aykaç, § 30). Bu tarihten sonra kesinleşen dosyalarda ise şikâyet müdafi hakkı ve müdafisiz ifadenin hükme etkisi yönünden ayrıca ileri sürülmeli. Bekdemir kararında AİHM, başvurucunun Anayasa Mahkemesinde yalnızca kolluk ve savcılık ifadeleri bakımından şikâyette bulunduğunu, yer gösterme ve yüzleştirme gibi işlemlerde avukat bulunmaması şikâyetini orada ileri sürmediğini belirterek bu kısmı incelemedi (§ 39).
Yeniden yargılama. AİHM ihlal kararı ya da deklarasyon üzerine verilen düşme kararı CMK 311/1-f uyarınca yeniden yargılama sebebidir. Talep reddedilirse itiraz edilmeli; Aykaç kararı, deklarasyondaki taahhütler iç hukukta uygulanmazsa başvurunun yeniden kayda alınmasının istenebileceğini gösteriyor (§§ 31, 40). Deklarasyon usulü tek taraflı deklarasyon, yeniden yargılama ihlal kararı sonrası yeniden yargılama yazısında anlatılıyor.
İstinabeyle dinlenen tanıklar. Aykaç kararında AİHM, tanıkların yalnızca başka yerde oturdukları için istinabeyle dinlenmesini iyi bir neden saymadı (§§ 69-71). Bu ölçüt gizli tanıklara da uygulanıyor (gizli tanık ve AİHM). Müdafi hakkının iç hukuktaki kapsamı müdafi yardımından yararlanma hakkı yazısında anlatılıyor.
Gözaltında avukat yasağı ve AİHM hakkında sık sorulan sorular
Gözaltında avukat yasağı hangi dönemde uygulanıyordu?
Devlet güvenlik mahkemelerinin görevine giren suçlarda 3842 sayılı Kanun'un 31. maddesi, şüphelinin ancak tutuklandıktan sonra avukatla görüşebilmesini öngörüyordu (Bekdemir, §§ 33, 52; Aykaç, § 6). Hükûmet Aykaç dosyasındaki deklarasyonunda bu sistematik kısıtlamanın 15.7.2003 tarihli 4928 sayılı Kanun'la kaldırıldığını belirtti (§ 20).
Müdafisiz alınan ifade her durumda ihlal mi?
AİHM, Ibrahim ve Diğerleri ile Beuze Büyük Daire kararlarındaki iki aşamalı testi uyguluyor: kısıtlama için zorlayıcı nedenler var mı ve yargılama bir bütün olarak adil mi? Zorlayıcı neden yoksa ve kısıtlama kanundan doğan genel ve zorunlu bir yasaksa, AİHM yargılamayı çok sıkı denetliyor. Yargılamanın telafisi imkânsız biçimde zarar görmediğini ikna edici şekilde gösterme yükü Hükûmete düşüyor (Bekdemir, §§ 51-54).
Başka deliller de varsa sonuç değişir mi?
Delillerin gücü değerlendirmede bir etken. Ancak Bekdemir kararında soruşturma başvurucunun müdafisiz ifadesiyle başlamış, diğer örgüt üyeleri bu ifadeden sonra yakalanmış ve haraç olayları ilk kez bu ifadede ortaya çıkmıştı. AİHM ifadenin delil toplama sürecini biçimlendirdiğini ve önemli bir ispat değeri taşıdığını kabul etti (§§ 61-63).
Kesinleşmiş eski bir mahkûmiyet için Anayasa Mahkemesine başvurulabilir mi?
Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi 23.9.2012'den sonra kesinleşen işlem ve kararlarla sınırlı. Aykaç kararında 2008'de kesinleşen mahkûmiyete ilişkin şikâyetler bu nedenle zaman bakımından yetkisizlik gerekçesiyle reddedildi (§ 30).
Tek taraflı deklarasyondan sonra yeniden yargılama reddedilirse ne olur?
Aykaç kararında Hükûmet ihlali kabul eden bir deklarasyon sunmuş, CMK 311/1-f'nin bu durumda yargılamanın yenilenmesini öngördüğünü belirtmişti. Başvuru bu deklarasyon üzerine düşürüldü, ancak Malatya'daki ağır ceza mahkemeleri yeniden yargılama talebini reddetti (§§ 20, 22-28). AİHM bu durumu istisnai bir hâl sayarak başvuruyu yeniden kayda aldı ve ihlal kararı verdi (§§ 31, 40, 58).

