Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi dinini tek başına ya da topluca, açık ya da kapalı olarak ibadet ve ayin yoluyla açığa vurma özgürlüğünü güvence altına alıyor. AİHM Türkiye'ye karşı verdiği üç kararda bu özgürlüğün farklı yönlerini inceledi: bir dinî topluluğun ibadet edebileceği bir yer bulabilmesi (Yehova Şahitleri, 2016), bir dinî törene katılmanın ceza konusu yapılması (Güler ve Uğur, 2014) ve tutulan kişinin cemaatle ibadet etmesi (Abdullah Yalçın (No. 2), 2022). Üç davada da 9. madde ihlal edildi. Bu yazı kararları ve dosyada ileri sürülmesi gereken noktaları anlatıyor.

Anayasa Mahkemesinin din özgürlüğüne ilişkin bireysel başvuru kararları din özgürlüğü sayfasında; cemevlerine ilişkin kararlar Aleviler ve cemevi yazısında.

İbadet yeri: Yehova Şahitleri kararı

Mersin. Mersin'deki Yehova Şahitleri cemaati 1988-1990 arasında valilikten aldığı izinlerle bir dairede toplanmaya başladı. 2000'de başka bir dairede yapılan ibadet sırasında polis yeri kapattı ve cemaatin on iki üyesi ibadete ayrılmamış bir yerde toplantı düzenledikleri gerekçesiyle yargılandı; Mersin'deki sulh ceza mahkemesi toplantıların ibadet amaçlı olduğunu ve Anayasa'nın 24. maddesiyle korunduğunu belirterek 2003'te beraat kararı verdi (Yehova Şahitleri ile Dayanışma Derneği ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 36915/10 ve 8606/13, 24.5.2016, §§ 8-12). Cemaat aynı yıl eski daireyi yeniden ibadet yeri olarak kullanacağını bildirdi. Emniyet, ibadetin ancak imar planında bu amaçla ayrılmış yerlerde yapılabileceğini belirtti; valilik daireyi 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 24. maddesine dayanarak kapattı (§§ 14-23). Mersin İdare Mahkemesi kapatma kararını iptal etti; ibadet salonunun ticari bir yer olmadığını ve belediye ya da valilik iznine tabi olmadığını belirtti. Danıştay ise imar planında konut olarak ayrılmış bir yerin başka amaçla kullanılamayacağı gerekçesiyle kararı bozdu ve dava reddedildi (§§ 24-34). Belediyeler cemaate imar planında ibadet yeri olarak ayrılmış bir alan bulunmadığını bildirdi (§§ 35-37).

İzmir. İzmir'deki cemaat 1967'den beri toplanıyordu. Karşıyaka'da yaptırdığı binanın zemin katını ibadet yeri olarak kullanabilmek için imar planı değişikliği istedi; belediye meclisi talebi imar ilkelerine aykırı bulup reddetti (§§ 38-50). İzmir İdare Mahkemesi önce reddin ibadet özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırdığını belirterek işlemi iptal etti; Danıştay keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle bozdu. Mahkeme sonunda talebi, yönetmelik ekindeki tabloya göre ibadet yerlerinin en az 2.500 m² (küçük), 5.000 m² (orta) ya da 10.000 m² (büyük) olması gerektiği gerekçesiyle reddetti; Danıştay kararı onadı (§§ 51-59, 67).

Mahkemenin değerlendirmesi. AİHM'e göre 9. madde dinin topluca açığa vurulmasını güvence altına alıyor; bir dinî topluluk ibadet edebileceği bir yere sahip olamazsa bu hak içeriksiz kalır (§ 90). Mahkeme müdahalenin 634 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu'nun ek 2. maddesine dayandığını ve kamu düzenini koruma amacı taşıdığını kabul etti (§§ 93-95). İmar gibi karmaşık bir alanda devletlerin geniş takdir yetkisi vardı (§ 103). Ancak mahkemeler, başvurucuların açtığı uzun davalarda çatışan menfaatleri hiç tartmamıştı. On beş yıldır kullanılan salon kat mülkiyeti mevzuatının yeni bir yorumuyla kapatılmış, İzmir'deki talep ise azınlıkların ibadetini kolaylaştırmak için 2003'te değiştirilen bir hükme dayanılarak reddedilmişti (§ 104). Mevzuat küçük toplulukların ihtiyaçları karşısında tamamen sessizdi; Yehova Şahitlerinin özel mimarisi olan bir binaya değil, ibadet edip inançlarını öğretebilecekleri basit bir toplantı salonuna ihtiyacı vardı (§ 105). İdare bu hükümleri bazı azınlık inançlarına katı, hatta yasaklayıcı koşullar getirmek için kullanma eğilimindeydi (§ 106). 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na göre toplantı izni alınabilmesi de durumu düzeltmiyordu; bu imkân idarenin iyi niyetine bağlıydı ve topluluk her ibadet için izin almak zorundaydı (§ 107). Retler orantısızdı; 9. madde oybirliğiyle ihlal edildi (§ 108, hüküm). Mersin başvurucularına birlikte 1.000 €, derneğe 1.000 € manevi tazminat ve başvuruculara birlikte 4.000 € masraf ödenmesine hükmedildi (hüküm).

Dinî töreni cezalandırmak: Güler ve Uğur

DTP yöneticisi olan başvurucular, 21 Ağustos 2006'da partinin Ankara Altındağ'daki binasında güvenlik güçlerince öldürülen üç PKK üyesi için düzenlenen bir mevlide katıldı. Törende Kur'an okundu, dua edildi ve ölenlerin hayatına ilişkin bir film gösterildi (Güler ve Uğur/Türkiye, B. No: 31706/10 ve 33088/10, 2.12.2014, §§ 6-8). Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, ölenlerin örgüt üyesi olmasına, törenin parti binasında yapılmasına ve masalara PKK bayrağı serilip örgüt üyelerinin fotoğraflarının asılmasına dayanarak başvurucuları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi uyarınca on ay hapis cezasına çarptırdı. Yargıtay 2010'da kararı onadı ve başvurucular cezalarını çekti (§§ 12-14).

AİHM mevlidin Türkiye'de Müslümanlarca yaygın olarak düzenlenen dinî bir tören olduğunu belirtti (§ 40). İbadet kavramı ölümün ardından yapılan törenleri de kapsıyordu; ölenlerin yasa dışı bir örgütün üyesi olup olmaması Mahkeme bakımından pek önem taşımıyordu (§ 41). Törenin örgüt sembollerinin bulunduğu bir parti binasında yapılması da katılanları 9. maddenin korumasından yoksun bırakmıyordu (§ 42). Hapis cezası dinini açığa vurma özgürlüğüne müdahaleydi (§ 43). Mahkeme Venedik Komisyonunun terörle mücadele yasalarının meşru dinî faaliyetleri sınırlamak için bahane olarak kullanılmaması gerektiğine ilişkin ilkelerini hatırlattı (§ 53). Ne mahkeme kararlarında ne de Hükûmetin görüşünde başvurucuların tören yerini seçtiği ya da örgüt sembollerinin bulunmasından sorumlu olduğu gösterilmişti; mahkûm edildikleri tek fiil törene katılmaktı. 7/2. maddenin lafzı ve mahkemelerin yorumu karşısında müdahale öngörülebilir değildi (§ 55). 9. madde beşe karşı iki oyla ihlal edildi; başvuruculardan her birine 7.500 € manevi tazminat ödenmesine hükmedildi (Güler et Uğur c. Turquie, hüküm).

Bakanlar Komitesi dosyayı başvurucuların beraat etmesi ya da yargılamalarının düşmesi üzerine 14 Mart 2024'te kapattı; genel tedbirlerin incelenmesi düşünce açıklamaları nedeniyle verilen mahkûmiyetlere ilişkin diğer dava gruplarında sürüyor (CM/ResDH(2024)50). TMK m. 7/2 içtihadı için terör örgütü propagandası yazısına bakılabilir.

Cezaevinde cemaatle ibadet: Abdullah Yalçın (No. 2)

Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvurucu, 23 Mart 2010'da cemaatle cuma namazı kılabilmek için cezaevinde bir oda ayrılmasını istedi. İdare, kurumun yüksek güvenlikli olduğu, toplu bir araya gelmenin güvenlik riski taşıdığı ve uygun bir oda bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetti; infaz hâkimliği şikâyeti, ağır ceza mahkemesi de itirazı reddetti (Abdullah Yalçın/Türkiye (No. 2), B. No: 34417/10, 14.6.2022, §§ 8-11).

AİHM, bireysel ya da cemaatle namaz kılmanın ve cuma namazının 9. madde kapsamında olduğunu belirtti (§ 24). Hükûmet, bazı din bilginlerine göre hürriyetinden yoksun kişiler için cuma namazının zorunlu olmadığını ileri sürmüştü. Mahkeme dinî taleplerin meşruluğunu ya da inançların yorumunu değerlendirmenin kendi görevi olmadığını hatırlattı (§ 27). Başvurucunun talebi samimi, makul ve dinini açığa vurma hakkıyla yeterince bağlantılıydı; iç makamlar bu soruyu hiç tartışmamıştı da (§ 28). Başvurucunun koğuşundaki üç kişiyle namaz kılabileceği savunması da kabul edilmedi, çünkü oda arkadaşlarının buna istekli olup olmadığı bilinmiyordu (§ 29). Mahkeme şikâyeti devletin pozitif yükümlülükleri açısından inceledi (§ 30). Yüksek güvenlikli cezaevlerinde daha sıkı kurallar uygulanabilirdi, ama bu tek başına menfaatlerin gerçek bir tartılmasını dışlamazdı; idare başvurucu hakkında bireysel bir risk değerlendirmesi yapmamıştı (§ 32). Cuma namazı için bir araya gelmenin, kanunun izin verdiği kültürel ve rehabilitasyon amaçlı toplu etkinliklerden neden farklı bir güvenlik riski taşıdığı da incelenmemişti (§ 33). Uygun oda bulunmadığı gerekçesi bakımından ise idare daha az kısıtlayıcı başka bir yol araştırmamıştı (§ 34). 9. madde oybirliğiyle ihlal edildi; başvurucu adil tazmin istemediği için tazminata hükmedilmedi (§§ 35-38).

Cezaevindeki diğer hak ihlalleri için cezaevinde haklar yazısına bakılabilir.

Dosyada ileri sürülmesi gerekenler

  1. İbadet yeri uyuşmazlığında. İmar ya da kat mülkiyeti gerekçesiyle verilen kapatma ve ret kararlarına karşı idari yargıda dava açılmalı; topluluğun büyüklüğü, ihtiyaç duyulan yerin niteliği, alternatif bir yer bulunmadığı ve yerin daha önce ne kadar süre kullanıldığı somut olarak gösterilmeli. AİHM, mahkemelerin bu ihtiyaçları tartmamasını ihlal nedeni saydı (Yehova Şahitleri, §§ 104-105). Fiilî hoşgörü ya da toplantı izni hukuki güvencenin yerini tutmuyor (§ 107).
  2. Dinî törene katılım nedeniyle ceza davasında. Törenin dinî niteliği, sanığın tören yerini seçmede ya da sembollerin bulunmasında bir rolü olup olmadığı ve suç sayılan fiilin yalnızca katılım olup olmadığı savunmada açıkça ileri sürülmeli (Güler ve Uğur, § 55).
  3. Cezaevinde. Talep yazılı olarak idareye yapılmalı, ret kararına karşı infaz hâkimliğine şikâyet ve ağır ceza mahkemesine itiraz yolları kullanılmalı. Şikâyette bireysel risk değerlendirmesi yapılmadığı, izin verilen diğer toplu etkinliklerle karşılaştırma ve daha az kısıtlayıcı seçenekler ileri sürülmeli (Abdullah Yalçın (No. 2), §§ 32-34). Talebin kapsamı iç hukukta belirtilmeli; AİHM, başvurucunun 40-50 kişilik bir toplanma önerisini iç makamlara değil yalnızca kendisine sunduğunu not etti (§ 34).
  4. Süreler. Bireysel başvuru süresi kesin kararın öğrenilmesinden ya da tebliğinden itibaren otuz gün; AİHM'e başvuru süresi Anayasa Mahkemesi kararının tebliğinden itibaren dört ay.

Kararlar tablosu

KararTarihOlaySonuç
Güler ve Uğur2.12.2014PKK üyeleri için düzenlenen mevlide katılanlara TMK m. 7/2 uyarınca hapis cezasım. 9 ihlali; kişi başı 7.500 €
Yehova Şahitleri ile Dayanışma Derneği24.5.2016Mersin'de ibadet salonunun kapatılması, İzmir'de imar planı değişikliğinin reddim. 9 ihlali; 2.000 € manevi, 4.000 € masraf
Abdullah Yalçın (No. 2)14.6.2022Yüksek güvenlikli cezaevinde cemaatle cuma namazı talebinin reddim. 9 ihlali; tazminat istenmedi
Sık sorulanlar

İbadet özgürlüğü ve AİHM hakkında sık sorulan sorular

Bir dinî topluluk konutta ya da işyerinde ibadet edebilir mi?

Danıştay Yehova Şahitleri davasında, imar planında konut olarak ayrılmış bir yerin ibadet için kullanılamayacağına karar verdi. AİHM bu kuralın kanuni dayanağını ve kamu düzenini koruma amacını kabul etti; ancak mahkemelerin küçük bir topluluğun özel mimarisi olan bir bina değil basit bir toplantı salonu ihtiyacını hiç tartmadığını, mevzuatın küçük toplulukların ihtiyaçları karşısında sessiz kaldığını belirterek 9. maddenin ihlal edildiğine karar verdi.

Toplantı izniyle ibadet edilmesi yeterli değil mi?

AİHM'e göre yeterli değil. Hükûmet Yehova Şahitlerinin 2911 sayılı Kanun'a göre defalarca toplantı izni aldığını ileri sürdü. Mahkeme bu imkânın idarenin iyi niyetine bağlı olduğunu, ibadetin fiilen hoş görülmesinin müdahale riskini ortadan kaldırmadığını ve topluluğun her ibadet için izin almak zorunda kaldığını vurguladı.

Dinî bir törene katılmak terör örgütü propagandası sayılabilir mi?

Güler ve Uğur kararında güvenlik güçlerince öldürülen PKK üyeleri için bir parti binasında düzenlenen mevlide katılan iki kişi TMK m. 7/2 uyarınca hapis cezasına çarptırılmıştı. AİHM mevlidin dinî bir tören olduğunu, ölenlerin yasa dışı örgüt üyesi olmasının ve binada örgüt sembolleri bulunmasının 9. maddenin korumasını kaldırmadığını belirtti. Başvurucuların yer seçiminde ya da sembollerin bulunmasında rolü gösterilmemişti; suç sayılan tek fiil törene katılmaktı ve mahkûmiyet öngörülebilir değildi.

Hükümlü cezaevinde cemaatle cuma namazı kılabilir mi?

AİHM Abdullah Yalçın (No. 2) kararında cemaatle cuma namazının 9. madde kapsamında olduğunu kabul etti. Yüksek güvenlikli cezaevinde olmak tek başına yeterli bir ret gerekçesi değildi; idare başvurucu hakkında bireysel bir risk değerlendirmesi yapmamış, namazın kanunun izin verdiği kültürel ve rehabilitasyon amaçlı toplu etkinliklerden neden farklı bir risk taşıdığını incelememiş ve daha az kısıtlayıcı seçenekleri araştırmamıştı.

Bu kararlarda tazminat verildi mi?

Güler ve Uğur kararında başvuruculardan her birine 7.500 € manevi tazminat ödenmesine hükmedildi. Yehova Şahitleri kararında Mersin başvurucularına birlikte 1.000 €, derneğe 1.000 € manevi tazminat ve başvuruculara birlikte 4.000 € masraf ödenmesine karar verildi. Abdullah Yalçın (No. 2) kararında başvurucu adil tazmin talebinde bulunmadığı için tazminata hükmedilmedi.

Başlıca hukukî kaynaklar

  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 9; Anayasa, m. 24; 3194 sayılı İmar Kanunu, ek m. 2; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, m. 24; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, m. 7/2; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
  2. AİHM, Güler ve Uğur/Türkiye, B. No: 31706/10 ve 33088/10, 2.12.2014
  3. AİHM, Yehova Şahitleri ile Dayanışma Derneği ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 36915/10 ve 8606/13, 24.5.2016
  4. AİHM, Abdullah Yalçın/Türkiye (No. 2), B. No: 34417/10, 14.6.2022
  5. Bakanlar Komitesi, CM/ResDH(2024)50, 14.3.2024