Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Alevilere ilişkin üç temel kararında Türkiye'nin din özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi. Sinan Işık kararında (2010) kimlik kartındaki din hanesini, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (CEM Vakfı) kararında (2014) cemevinin ibadethanelere tanınan elektrik muafiyetinden dışlanmasını, İzzettin Doğan ve Diğerleri Büyük Daire kararında (2016) ise Alevi inancının dinî niteliğinin tanınmamasını ve din hizmetindeki eşitsizliği inceledi. Üç kararın ortak noktası, devletin bir inancın meşruluğunu ya da niteliğini belirleyemeyeceği ilkesi. Bu yazı kararları, verilen giderimleri, kararlardan sonra yapılan düzenlemeleri ve başvururken dikkat edilmesi gereken kabul edilebilirlik sorunlarını anlatıyor.

Anayasa Mahkemesinin din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin bireysel başvuru kararları din özgürlüğü sayfasında; zorunlu din kültürü dersine ilişkin Zengin ve Mansur Yalçın kararları din kültürü dersinden muafiyet yazısında.

Kimlikte din hanesi: Sinan Işık

Başvurucunun kimlik kartının din hanesinde "İslam" yazıyordu. Başvurucu 7 Mayıs 2004'te İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açarak bunun yerine "Alevi" yazılmasını istedi. Mahkemenin görüşünü sorduğu Diyanet İşleri Başkanlığının hukuk müşaviri, din hanesine dinî yorumların ya da alt kültürlerin yazılmasının millî birlik, cumhuriyet ilkeleri ve laiklikle bağdaşmayacağını, Aleviliğin tasavvuftan etkilenmiş ve kendine özgü kültürel özellikleri olan bir İslam yorumu olduğunu bildirdi. Mahkeme 7 Eylül 2004'te bu görüşe dayanarak talebi reddetti. Başvurucu temyizde, din hanesinin zorunlu olmasının kimsenin dinî inançlarını açıklamaya zorlanamayacağını öngören Anayasa'nın 24. maddesine aykırı olduğunu da ileri sürdü; Yargıtay 21 Aralık 2004'te kararı onadı (Sinan Işık/Türkiye, 2.2.2010, §§ 6-11).

AİHM'e göre dinini açığa vurma özgürlüğünün olumsuz bir yönü de var: kişi dinini ya da inancını açıklamaya ve bunun çıkarılabileceği bir davranışta bulunmaya zorlanamaz (§§ 41-42). Kimlik kartı okula kayıt, kimlik kontrolü ve askerlik gibi pek çok işlemde gösterildiğinden, resmî bir belgede dinî inanca yer verilmesi idareyle ilişkilerde ayrımcı durumlara yol açabilir (§ 43). Mahkeme, iç mahkemelerin başvurucunun inancını Müslüman dinine ilişkin işlerle görevli bir kurumun görüşüne dayanarak nitelendirmesini de devletin tarafsızlık ve yansızlık ödeviyle bağdaşmaz buldu (§§ 45-46).

Hükûmet, 2006'da yürürlüğe giren 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'yla din hanesinin yazılı beyanla boş bırakılabildiğini ya da silinebildiğini ileri sürdü (§§ 47-48). AİHM bunu yeterli bulmadı. Hane boş da olsa dolu da olsa kimlikte duruyordu; silinmesini istemek bile kişinin inancına ilişkin bir bilgiyi açığa vuruyordu ve boş bırakılan hane de kaçınılmaz olarak belirli bir anlam taşıyordu (§§ 49-51). İhlalin kaynağı, dinin kimlikte zorunlu ya da isteğe bağlı olarak yer almasıydı; 9. madde ihlal edildi (§§ 52-53). Başvurucu adil tazmin istemediği için tazminata hükmedilmedi (§ 59). Mahkeme, din hanesinin kaldırılmasının ihlali sona erdirecek uygun bir giderim olabileceğini belirtti (§ 60).

Bakanlar Komitesi dosyayı 7 Haziran 2018'de kapattı. Kapanış kararına göre yeni kimlik kartlarında kişinin dinî inancına ilişkin bilgi bulunmuyor; bu bilgi yalnızca kişinin özel talebi üzerine karttaki elektronik çipe kaydediliyor ve hiçbir kurum bu veriye doğrudan erişemiyor (CM/ResDH(2018)221).

Cemevinin elektrik gideri: CEM Vakfı kararları

Başvurucu vakıf 1995'te kurulmuştu ve aralarında İstanbul'daki Yenibosna Cemevinin de bulunduğu çok sayıda cemevini işletiyordu. Vakıf 2 Ağustos 2006'da elektrik dağıtım şirketi BEDAŞ'a başvurarak cemevinin ibadethane olduğunu ve ibadethanelerin elektrik faturası ödemediğini bildirdi. Şirket, Bakanlar Kurulunun 2002/4100 sayılı kararından beri ibadethanelerin elektrik giderinin Diyanet İşleri Başkanlığının fonundan karşılandığını belirterek talebi reddetti. Diyanet, vakfın açtığı davada mahkemeye sunduğu görüşte "Alevi dini" diye bir din bulunmadığını, bu nedenle cemevinin ibadethane sayılamayacağını bildirdi. Beyoğlu'ndaki sulh hukuk mahkemesi 27 Mayıs 2008'de, 2002/4100 sayılı kararın yalnızca cami, kilise ve havraları ibadethane saydığını belirterek davayı reddetti. Yargıtay kararı onadı ve karar düzeltme istemini 19 Ekim 2009'da reddetti (Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye, 2.12.2014, §§ 5-13).

AİHM önce bir sınır çizdi: Sözleşme devletlere ibadethanelere özel bir statü tanıma yükümlülüğü getirmiyor. Ancak Türk hukuku ibadethanelere vergi muafiyetleri, elektrik giderinin Diyanet fonundan karşılanması ve imar planlarında yer ayrılması gibi sonuçları olan özel bir statü tanımıştı; cemevi barındıran vakıf bu bakımdan diğer ibadethanelerle karşılaştırılabilir durumdaydı (§ 45). Devlet Sözleşme'nin gerektirdiğinin ötesine geçip böyle bir statü yarattıysa, bundan bazı dinî grupları ayrımcı biçimde dışlayamaz; ayrıcalıklı statüden yararlanmak isteyen bütün dinî gruplara hakkaniyete uygun bir imkân tanınmalıdır (§§ 48-49). Aleviliğin bir din olmadığı yönündeki ve Müslüman dinine ilişkin işlerle görevli kurumun görüşüne dayanan değerlendirme, cemevlerinin dışlanmasını haklı kılamazdı; cemevleri de tanınan diğer ibadethaneler gibi bir dinî inancın ibadetine ayrılmış yerlerdi (§ 50). Vakıflara uygulanan indirimli tarifeden yararlanma imkânı da muafiyetin yerini tutmuyordu (§ 51). Mahkeme, muafiyet rejiminin din temelinde ayrımcılık yaptığını belirterek 14. maddenin 9. maddeyle birlikte ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi (§ 52, hüküm).

Adil tazmin ve yeniden görülme. Tazminat ayrı bir kararla belirlendi. 2013'te 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'yla muafiyet, halkın ibadetine açık ve ücretsiz girilen ibadethanelerin aydınlatma giderleriyle sınırlanmıştı (Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye (adil tazmin), 20.6.2017, § 8). Mahkeme, cemevinin gerçek elektrik giderinin çok amaçlı yapı içinde ayrıştırılamadığını, ancak bir bilirkişi raporuna göre cem ibadetinin yapıldığı yerin aydınlatmasının toplam giderin yüzde 20'si olduğunu dikkate aldı. 29 Haziran 2007'den kararın kesinleşmesine kadar olan dönem için 44.400 € maddi, 10.000 € manevi tazminata hükmetti (§§ 17-22). Muafiyet ister elektrik ister aydınlatma gideri için olsun cemevleri bu rejimin tamamen dışında kaldığından, ayrımcılığı gidermek için ulusal düzeyde genel tedbirler alınması gerektiğini de belirtti (§ 29). Hükûmet, vakfın 2007'den beri fatura ödemediğini ileri sürerek tutarın 23.300 €'ya indirilmesi için kararın yeniden görülmesini istedi. Mahkeme bu bilginin karardan önce Hükûmetçe bilinebileceğini belirterek talebi reddetti; tazminat ödendikten sonra vakfın 44.400 €'yu Haziran 2007-Eylül 2017 dönemindeki faturalar için BEDAŞ'a ödemesi gerektiğini de vurguladı (Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye (yeniden görülme), 19.2.2019, §§ 6, 13-16).

İzzettin Doğan [BD]: Alevi inancının tanınması

203 başvurucu 22 Haziran 2005'te Başbakanlığa ayrı ayrı dilekçe vererek Alevi inancına ilişkin hizmetlerin kamu hizmeti sayılmasını, cemevlerine ibadethane statüsü tanınmasını, Alevi din önderlerinin memur olarak istihdam edilmesini ve Alevi inancının gereklerinin yerine getirilmesi için bütçeye özel ödenek konulmasını istedi. Başbakanlık 19 Ağustos 2005'te Diyanet hizmetlerinin herkese açık ve mezhepler üstü olduğunu, cemevlerine ibadethane statüsü tanınamayacağını, inanca göre memur alınamayacağını ve Anayasa ya da kanunda öngörülmeyen hizmetler için bütçeye ödenek konulamayacağını bildirdi. Başvurucuların da aralarında bulunduğu 1.919 kişinin açtığı davayı Ankara İdare Mahkemesi 4 Temmuz 2007'de reddetti; Danıştay kararı 2 Şubat 2010'da onadı (İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye [BD], 26.4.2016, §§ 10-16).

Büyük Daire, taleplerin reddinin Alevi inancının dinî niteliğinin inkârı anlamına geldiğini ve din özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu kabul etti (§ 95). Dinî toplulukların özerkliği ilkesi gereği bir topluluğun hangi inanca bağlı olduğunu devlet ya da mahkemeler değil, ancak o topluluğun en yüksek ruhani makamları belirleyebilir. Devletin tutumu Alevi topluluğunun özerk varlık hakkını zedeliyor (§ 121) ve tarafsızlık ödeviyle bağdaşmıyordu (§ 124).

Mahkemeye göre ret, Alevi topluluğunu 677 sayılı Kanun anlamında "yasaklanmış tarikat" çerçevesinde tutmuştu. Bu kanun "dede" unvanının kullanılmasını ve tarikat ayini için yer tahsisini hapis ve para cezası tehdidi altında yasaklıyordu; Başbakanlık Hukuk Müşavirliği de idare mahkemesine cemevlerini ibadethane saymanın bu kanuna aykırı olacağını bildirmişti (§ 126). Böylece inancın serbestçe uygulanması görevlilerin takdirine bağlı kalıyordu; Hükûmetin ileri sürdüğü hoşgörü tanınmanın yerini tutamazdı (§ 127). Tanınmayan dinî azınlıklar için açık bir hukuki çerçeve bulunmaması da ibadet yeri yapımını belirsizleştiriyor, bağış ve devlet desteği almayı engelliyordu; tüzel kişilikleri olmayan bu topluluklar mahkemelere ancak vakıf, dernek ya da inananlar aracılığıyla başvurabiliyordu (§ 130). Alevi toplumu içinde inancın temel unsurları ve talepler konusunda tartışma bulunması da reddi haklı kılmıyordu (§ 134). Mahkeme 9. maddenin ihlal edildiğine on ikiye karşı beş oyla karar verdi (§ 135, hüküm).

Din hizmetinde eşitsizlik: 14. madde

Büyük Daire ayrımcılık şikâyetini ayrıca inceledi. Hukuki tanınma ve inançlarına ilişkin bir din hizmeti ihtiyacı bakımından başvurucular, bu tanınmayı elde etmiş ve bu hizmetten yararlanan diğer vatandaşlarla karşılaştırılabilir durumdaydı (§ 167). Hizmet teoride herkese açıktı; ama niteliği gereği kullananların dinî inancına göre belirleniyor ve uygulamada öncelikle Diyanet'in benimsediği İslam anlayışını paylaşanlara yöneliyordu (§ 168).

Diyanet'in benimsediği anlayışla İslam neredeyse tamamen devletçe finanse edilirken, birkaç araştırma ve süreli görevlendirme dışında din hizmetlerinin hemen hiçbiri Alevi topluluğuna ulaşmıyordu. Mahkeme bunu açık bir dengesizlik olarak nitelendirdi (§ 180). Laikliğin korunması amacı, Alevi inancının dinî niteliğinin inkârını ve din hizmetinden neredeyse tamamen dışlanmasını gerektirmiyordu (§ 181). Farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçesi yoktu; 14. madde 9. maddeyle birlikte on altıya karşı bir oyla ihlal edildi (§ 185). Mahkeme ihlal tespitini manevi zarar için yeterli adil tazmin saydı ve başvuruculara birlikte 3.000 € masraf ve gider ödenmesine hükmetti (hüküm).

Kararlardan sonra: düzenlemeler ve Bakanlar Komitesi

2022'de iki düzenleme yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu; Başkanlık cemevlerinin ve ihtiyaçlarının belirlenmesi, cemevi hizmetleri için yerel yönetimlere ödenek aktarılması ve Alevi-Bektaşilik üzerine araştırma gibi görevler üstlendi (1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, m. 292/A; RG 9.11.2022). 6446 sayılı Kanun'a eklenen ek 6. maddeyle cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinden karşılanması öngörüldü (7421 sayılı Kanun, m. 22, 16.11.2022). Halkın ibadetine açık ibadethanelerin aydınlatma giderleri ise Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesinden karşılanmaya devam ediyor (6446 sayılı Kanun, geçici m. 6/3).

Bakanlar Komitesi CEM Vakfı dosyasını 7 Haziran 2023'te (CM/ResDH(2023)144), İzzettin Doğan dosyasını 13 Haziran 2024'te (CM/ResDH(2024)124) kapattı. Komitenin dava özetine göre kapanışta, Başkanlığın kurulması ile cemevlerinin yapımına, bakımına ve çeşitli giderlerinin karşılanmasına, Alevi din önderlerinin devlet kaynaklarıyla istihdamına imkân veren düzenlemeler dikkate alındı. Alevi kuruluşları kapanıştan önce Komiteye ayrı bildirimler sunmuştu. Komite kararları Mahkemenin başka bir davayı incelemesini önceden etkilemez (CM/ResDH(2018)221). Bakanlar Komitesinin denetim süreci için AİHM kararlarının uygulanması yazısına bakılabilir.

Başvuruda dikkat: yol tüketme

İdari işleme karşı iptal davası. Belediye, cemevi ve kültür merkezi olarak kullanılmak üzere bir vakfa tahsis ettiği taşınmazın tahsisini, binanın amacına uygun kullanılmadığı gerekçesiyle iptal etmişti. Vakıf yalnızca adli yargıda bina bedeli ve yoksun kalınan gelir için tazminat davası açtı; tahsisin iptaline karşı idari yargıda dava açmadı. Anayasa Mahkemesi, tahsisin iptalinin hukuka uygunluğunun ancak böyle bir davada belirlenebileceğini ve işlem iptal edilirse vakfın binayı kullanmaya devam edebileceğini belirtti; din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin şikâyeti başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez buldu (Hubyar Eğitim Vakfı, B. No: 2016/3644, 29.5.2019, §§ 31, 38-39).

Şikâyetin Anayasa Mahkemesinde ileri sürülmesi. AİHM, Sivas'ta Alevilerce kutsal sayılan Bakırtepe'deki altın madenine karşı yapılan başvuruda, başvuruculardan yalnızca birinin Anayasa Mahkemesine başvurduğunu, onun da Alevi inancına bağlı olduğunu açıklamadığını ve madenin kutsal alana etkisi bakımından din özgürlüğüne dayanmadığını belirtti. Şikâyet Anayasa Mahkemesine özü itibarıyla bile sunulmadığı için 8. ve 9. maddelere ilişkin kısım iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulundu (Yaraşır ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), 18.10.2022, § 62).

Bu iki karar, ibadet yeri, din hanesi ya da din hizmetine ilişkin bir uyuşmazlıkta idari işleme karşı iptal davası açılmasını ve din özgürlüğü ile ayrımcılık şikâyetinin Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru dahil her aşamada açıkça ileri sürülmesini gerektiriyor. AİHM'e başvuru süresi, Anayasa Mahkemesi kararının tebliğinden itibaren dört ay.

Kararlar tablosu

KararTarihOlaySonuç
Sinan Işık2.2.2010Kimlik kartının din hanesine "İslam" yerine "Alevi" yazılması talebi reddedildim. 9 ihlali; din hanesinin kaldırılması uygun giderim
CEM Vakfı2.12.2014Yenibosna Cemevi, ibadethanelere tanınan elektrik muafiyetinden yararlandırılmadım. 14 ile birlikte m. 9 ihlali
İzzettin Doğan [BD]26.4.2016Alevi inancına ilişkin hizmet, cemevine ibadethane statüsü, dedelerin istihdamı ve bütçe talebi reddedildim. 9 ihlali; m. 14 ile birlikte m. 9 ihlali
CEM Vakfı (adil tazmin)20.6.2017Cemevinin aydınlatma giderinin karşılığı44.400 € maddi, 10.000 € manevi; genel tedbir gereği
CEM Vakfı (yeniden görülme)19.2.2019Hükûmet tazminatın indirilmesini istediTalep reddedildi
Hubyar Eğitim Vakfı (AYM)29.5.2019Belediyenin cemevi tahsisini iptal etmesiKabul edilemez: idari yargı yolu tüketilmedi
Yaraşır (k.k.)18.10.2022Alevilerce kutsal sayılan Bakırtepe'de altın madeniKabul edilemez: din özgürlüğü AYM'de ileri sürülmedi
Sık sorulanlar

Aleviler, cemevi ve AİHM hakkında sık sorulan sorular

Cemevi ibadethane sayılıyor mu?

AİHM CEM Vakfı kararında cemevlerinin de tanınan diğer ibadethaneler gibi bir dinî inancın ibadetine ayrılmış yerler olduğunu, Aleviliğin bir din olmadığı yönündeki değerlendirmenin cemevlerini ibadethanelere tanınan avantajlardan dışlamayı haklı kılamayacağını belirtti. İç hukukta 2022'de cemevleri için ayrı düzenleme yapıldı: aydınlatma giderleri Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinden karşılanıyor ve Bakanlık bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bulunuyor. İbadethanelerin aydınlatma giderleri ise Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesinden karşılanıyor.

Kimlik kartında din hanesi hâlâ var mı?

Sinan Işık kararından sonra verilen yeni kimlik kartlarında kişinin dinî inancına ilişkin bilgi yer almıyor. Bakanlar Komitesinin 2018 tarihli kapanış kararına göre bu bilgi yalnızca kişinin özel talebi üzerine karttaki elektronik çipe kaydediliyor ve hiçbir kurum bu veriye doğrudan erişemiyor. AİHM, din hanesini boş bıraktırma ya da sildirme imkânının bile kişinin inancına ilişkin bir bilgiyi açığa vurduğunu kabul etmişti.

İzzettin Doğan kararında tazminat verildi mi?

Hayır. Büyük Daire ihlal tespitinin manevi zarar için başlı başına yeterli adil tazmin olduğuna karar verdi ve başvuruculara birlikte yalnızca 3.000 € masraf ve gider ödenmesine hükmetti. CEM Vakfı davasında ise vakfa 44.400 € maddi ve 10.000 € manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.

Devlet her dinî topluluğa ibadethane statüsü ya da din hizmeti sağlamak zorunda mı?

AİHM'e göre Sözleşme devletlere ibadethanelere özel bir statü tanıma yükümlülüğü getirmiyor. Ancak devlet böyle bir statü yaratmayı ya da din hizmetini kamu hizmeti olarak sunmayı seçtiyse, bundan yararlanmak isteyen dinî gruplara hakkaniyete uygun bir imkân tanımalı ve bazılarını ayrımcı biçimde dışlamamalıdır. İzzettin Doğan kararında laikliğin korunması amacının Alevi inancını din hizmetinden neredeyse tamamen dışlamayı gerektirmediği belirtildi.

Alevi inancına ilişkin bir şikâyette Anayasa Mahkemesine başvurmadan AİHM'e gidilebilir mi?

Genel kural olarak hayır. AİHM bireysel başvuruyu tüketilmesi gereken bir yol sayıyor. Yaraşır ve Diğerleri kararında Alevilerce kutsal sayılan bir alana ilişkin din özgürlüğü şikâyeti, Anayasa Mahkemesine özü itibarıyla bile sunulmadığı için kabul edilemez bulundu. Anayasa Mahkemesi de Hubyar Eğitim Vakfı kararında cemevi tahsisinin iptaline karşı idari yargıda dava açılmamasını başvuru yollarının tüketilmemesi saydı.

Başlıca hukukî kaynaklar

  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 9 ve 14; Anayasa, m. 24; 677 sayılı Kanun; 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, m. 35; 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, ek m. 6 ve geçici m. 6; 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, m. 292/A
  2. AİHM, Sinan Işık/Türkiye, B. No: 21924/05, 2.2.2010
  3. AİHM, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye, B. No: 32093/10, 2.12.2014
  4. AİHM, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye (adil tazmin), B. No: 32093/10, 20.6.2017
  5. AİHM, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye (yeniden görülme), B. No: 32093/10, 19.2.2019
  6. AİHM, İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 62649/10, 26.4.2016
  7. AİHM, Yaraşır ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 44281/18, 18.10.2022
  8. AYM, Hubyar Eğitim Vakfı, B. No: 2016/3644, 29.5.2019
  9. Bakanlar Komitesi, CM/ResDH(2018)221 (Sinan Işık), CM/ResDH(2023)144 (CEM Vakfı) ve CM/ResDH(2024)124 (İzzettin Doğan)