AİHM, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra tutuklanan gazetecilere ilişkin dokuz Daire kararında, 2018–2021 arasında Sözleşme'nin 5/1 (kişi özgürlüğü) ve 10. (ifade özgürlüğü) maddelerinin ihlal edildiğine karar verdi. Anayasa Mahkemesi aynı başvurucuların bir kısmı için ihlal bulmuş, bir kısmı için bulmamıştı. 6.10.2026'da verilen Müyesser Uğur kararı bu hatta yeni bir halka ekledi.

Bu yazı, iki mahkemenin aynı dosyalarda vardığı sonuçları yan yana koyuyor. Ayrıca makul şüphe ölçütünü, Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmamasını ve Anayasa Mahkemesinden ihlal kararı almanın AİHM'deki mağdur sıfatına etkisini ele alıyor.

Makul şüphe ve gazetecilik faaliyeti

Makul şüphe, tarafsız bir gözlemciyi kişinin suçu işlemiş olabileceğine ikna edecek olgu veya bilgilerin varlığını gerektirir (Sabuncu ve Diğerleri, § 146). Olguların o tarihte Ceza Kanunu'ndaki bir suç tanımına makul olarak uyması da gerekir (§ 147). Suçlamanın ağırlığı arttıkça olguların daha büyük bir özenle incelenmesi ve doğrulanabilir, nesnel delillere dayanması gerekir (§ 152).

Sabuncu ve Diğerleri/Türkiye kararında Cumhuriyet gazetesinin yöneticileri ve yazarları, gazetede yayımlanan yazılar ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütlerine yardım ve propaganda şüphesiyle tutuklanmıştı (§ 151). AİHM'e göre başvurucular yazıların büyük kısmının yazarı değildi ve yazıların içeriğini yazarlara dayattıklarını gösteren somut bir olgu ortaya konmamıştı (§ 154). Örgütlerin gazeteye belirli bir yayın politikası izlemesi için talimat verdiğine dair bir bilgi de yoktu. Eski çalışanların tanıklığı yalnızca genel izlenimlerden ibaretti (§§ 157-158). Kamuya mal olmuş kişilerle yapılan telefon görüşmeleri olağan gazetecilik faaliyetiydi (§ 159). Cumhurbaşkanının tatil yerini bildiren haber ya da darbecilerin kullandığı “Yurtta Sulh Konseyi” adına gönderme yaptığı ileri sürülen bir yazı, darbecilere işaret olarak yorumlanamazdı (§§ 161-162). AİHM bu faaliyetleri terör örgütüne yardımla eş tutan yaklaşımı kabul edilebilir bir olgu değerlendirmesi saymadı (§ 164).

Mehmet Hasan Altan/Türkiye kararında da tutuklamanın dayanağı başvurucunun 2010'da yazdığı bir makale, darbe girişiminden önceki akşam katıldığı bir televizyon programındaki sözleri ve 20 Temmuz 2016'da yayımladığı bir yazıydı (§ 36). AİHM'e göre hükûmeti eleştirmek ya da ülke yöneticilerinin ulusal çıkarları tehlikeye attığını düşündüğü bilgileri yayımlamak; terör örgütüne üyelik veya yardım, hükûmeti ya da anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs veya terör propagandası gibi ağır suçlamalara konu olmamalıydı. Bu tür suçlamalar yöneltilse bile tutuklama son çare olmalıydı (§ 211).

Caydırıcı etki ve 10. madde

AİHM, eleştirel görüş açıklayan birinin tutuklanmasının hem kişinin kendisi hem toplum için olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtti. Özgürlükten yoksun bırakma, sivil toplumu korkutarak ve muhalif sesleri susturarak ifade özgürlüğü üzerinde kaçınılmaz olarak caydırıcı bir etki yaratır; bu etki kişi sonradan beraat etse bile ortaya çıkabilir (Mehmet Hasan Altan, § 212). Anayasa Mahkemesi de aynı dosyada, yazılar ve konuşmalar dışında somut bir delile dayanmayan tutuklamanın ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurabileceğini tespit etmişti (§ 38).

Olağanüstü hâl dönemindeki derogasyon da sonucu değiştirmedi. AİHM, Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesine katılarak, hukuka uygun olmayan bir tutuklamanın durumun kesinlikle gerektirdiği bir tedbir sayılamayacağına karar verdi (§§ 140, 213).

Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaması

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11.1.2018'de Mehmet Hasan Altan ve Şahin Alpay'ın tutuklanmasının kişi hürriyetini ve ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğine karar verdi. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi aynı gün, kararın kendisine resmen bildirilmediğini belirterek tahliye talebini reddetti. İtirazı inceleyen İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi de kararın Resmî Gazete'de yayımlanmadığı gerekçesiyle tutukluluğun devamına karar verdi (Mehmet Hasan Altan, §§ 46-50). Karar 19.1.2018'de Resmî Gazete'de yayımlandı. Aynı gün İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin dosyadaki delilleri değerlendirme yetkisi bulunmadığını ve kararın hukuka uygun olmadığını belirterek tahliyeye yine karar vermedi (§§ 52-53).

AİHM'e göre bu ret gerekçeleri, yetkili en yüksek anayasal yargı merciinin “kesin” ve “bağlayıcı” kararından sonra 5/1'in gereklerini karşılamıyordu. Başka bir mahkemenin anayasa mahkemesinin bireysel başvurularda kesin ve bağlayıcı karar verme yetkisini sorgulaması, hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırıydı (§ 139). AİHM bu durumun tutukluluk dosyalarında bireysel başvurunun etkililiği konusunda ciddi şüphe doğurduğunu belirtti. Yine de bireysel başvurunun etkili bir yol olduğu yönündeki önceki tespitinden şimdilik ayrılmadı ve bu konuyu ileride yeniden inceleme hakkını saklı tuttu (§ 142).

Aynı dosyalarda AYM ve AİHM sonuçları

Tablo, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarını ve AİHM'in aynı başvurucular hakkındaki kararlarını gösteriyor. Tazminat tutarları manevi tazminattır; AİHM'in yargılama gideri için verdiği tutarlar dahil değildir.

BaşvurucuAnayasa MahkemesiAİHM
Mehmet Hasan AltanGK, 11.1.2018: kişi hürriyeti, ifade ve basın özgürlüğü ihlali; 20.000 TL20.3.2018: 5/1 ve 10 ihlali; 21.500 avro
Şahin AlpayGK, 11.1.2018: kişi hürriyeti, ifade ve basın özgürlüğü ihlali20.3.2018: 5/1 ve 10 ihlali; 21.500 avro
Murat Sabuncu ve Akın AtalayGK, 2.5.2019: ihlal yokSabuncu ve Diğerleri, 10.11.2020: 5/1 ve 10 ihlali; kişi başı 16.000 avro
Ahmet Kadri GürselGK, 2.5.2019: kişi hürriyeti, ifade ve basın özgürlüğü ihlaliSabuncu ve Diğerleri: mağdur sıfatı kalmadı (5/4 şikâyeti dışında)
Ahmet ŞıkGK, 2.5.2019: tutuklamanın hukuka aykırılığı şikâyeti açıkça dayanaktan yoksunŞık (No. 2), 24.11.2020: 5/1 ve 10 ihlali; 16.000 avro
Atilla Taş1. Bölüm, 29.5.2019: tutukluluğun bir dönemi için kişi hürriyeti ihlali19.1.2021: 5/1 ve 10 ihlali; 12.275 avro
Murat AksoyGK, 2.5.2019: kişi hürriyeti, ifade ve basın özgürlüğü ihlali; 30.000 TL13.4.2021: 5/1 ve 10 ihlali; 11.500 avro
Ahmet Hüsrev AltanGK, 3.5.2019: ihlal yok13.4.2021: 5/1, 5/4, 5/5 ve 10 ihlali; 16.000 avro
Ali BulaçGK, 3.5.2019: kişi hürriyeti, ifade ve basın özgürlüğü ihlali; 25.000 TL8.6.2021: 5/1 ve 10 ihlali; 12.240 avro
Ayşe Nazlı IlıcakGK, 3.5.2019: ihlal yokIlıcak (No. 2), 14.12.2021: 5/1 ve 10 ihlali; 16.000 avro
Tuncer Çetinkaya26.2.2018: kabul edilemez (sonradan dosyaya giren ByLock delili esas alındı)16.6.2026: 5/1, 5/3 ve 10 ihlali; 16.250 avro
Müyesser UğurGK, 7.4.2022: ihlal yok6.10.2026: 10. madde ihlali; 5. madde ayrıca incelenmedi; 7.500 avro

Anayasa Mahkemesinin ihlal bulmadığı beş dosyanın (Sabuncu ve Atalay, Şık, Ahmet Hüsrev Altan, Ilıcak, Müyesser Uğur) tamamında AİHM ihlal kararı verdi. Anayasa Mahkemesinin bu kararlarının bir kısmı oyçokluğuyla alınmıştı. Örneğin Mehmet Murat Sabuncu ve Ahmet Hüsrev Altan kararlarında Başkan dahil beş-altı üye karşı oy kullanmıştı.

Mağdur sıfatı: Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ne zaman yeterli?

AİHM'e göre başvurucu lehine bir karar, ulusal makamlar ihlali açıkça veya özü itibarıyla tanımadıkça ve ardından gidermedikçe mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz (Bulaç, § 47). İki koşul da aranır: ihlalin tanınması ve uygun ve yeterli bir giderim.

Sabuncu ve Diğerleri kararında Anayasa Mahkemesinden ihlal kararı alan Turhan Günay ve Ahmet Kadri Gürsel'in, Anayasa Mahkemesinin incelediği olgular bakımından artık mağdur olduklarını ileri süremeyeceğine karar verildi; ikisi maddi tazminat da talep etmemişti (§ 121). Mehmet Hasan Altan'ın durumu farklıydı: Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen ağır ceza mahkemeleri tahliye talebini reddettiği için karar uygun ve yeterli bir giderim sağlamamıştı (§ 195).

Tazminat miktarı da belirleyici olabiliyor. Bulaç kararında Anayasa Mahkemesi 25.000 TL (yaklaşık 3.760 avro) manevi tazminata hükmetmişti. AİHM bu tutarı Sabuncu ve Diğerleri ile Şık (No. 2) kararlarında verdiği tutarlarla karşılaştırdı, tutukluluk süresini de dikkate alarak açıkça yetersiz buldu ve başvurucunun mağdur sıfatının sürdüğüne karar verdi (§§ 52-54). Sonunda Anayasa Mahkemesinin ödediği tutarı da hesaba katarak 12.240 avro verdi (§ 120). Murat Aksoy kararında ise Anayasa Mahkemesinin incelemediği ya da ihlal bulmadığı şikâyetler (5/4 ve 18. madde) için mağdur sıfatı zaten devam ediyordu (§ 86).

En yeni karar: Müyesser Uğur (6.10.2026)

Uluslararası ilişkiler alanında yazan gazeteci Müyesser Uğur, Libya'daki askerî operasyona ilişkin yazıları ve bir silahlı kuvvetler mensubuyla yaptığı telefon görüşmeleri nedeniyle 8.6.2020'de yakalanıp tutuklanmış, 9.11.2020'de adli kontrolle serbest bırakılmıştı (Müyesser Uğur/Türkiye, §§ 13-17, 29). Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi onu yasaklanan bilgileri temin etme (TCK 334/1) ve açıklama (TCK 336/1) suçlarından mahkûm etti, TCK 327 ve 329 suçlamalarından beraat ettirdi (§§ 31, 35). Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ise 7.4.2022'de oyçokluğuyla tutuklamanın kişi hürriyetini ve ifade özgürlüğünü ihlal etmediğine karar vermişti (§ 38).

AİHM, başvurucunun silahlı kuvvetler mensubu olmadığını ve kamu yararını ilgilendiren konularda aktif olarak bilgi araması beklenen bir gazeteci olduğunu vurguladı (§§ 89-90). Bir komutanın kimliğinin açıklanmasının ulusal güvenliğe ciddi zarar verebileceğini kabul etti. Ancak ulusal makamların bilginin gizliliğindeki yarar ile gazetecilik araştırması ve halkın bilgi alma hakkı arasında denge kurmadığını belirtti (§§ 96-97). Komutanın rütbesinin yazıdan önce üst düzey yetkililerce açıklandığı savunması da cevapsız kalmıştı (§ 86). AİHM oybirliğiyle 10. maddenin ihlal edildiğine karar verdi. Tutuklamanın doğrudan ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklandığını belirterek 5. madde şikâyetini ayrıca incelemedi (§ 101) ve 7.500 avro manevi tazminat verdi (§ 105).

Tuncer Çetinkaya (16.6.2026): şüphe tutuklama anında bulunmalı

Başvurucu uzun süre Zaman gazetesinde çalışmış, olaylar sırasında Antalya'da bir haber ajansının muhabiriydi (Tuncer Çetinkaya/Türkiye, §§ 5-7). 26.7.2016'da tutuklandı. Tutuklamanın dayanağı evinde bulunan kitaplar ve kasetler, kayyum atanmasını eleştiren Facebook paylaşımları ve bir haber yazısıydı (§§ 9-13, 16, 75). Ağır ceza mahkemesi 31.3.2017'de onu tahliye etti. Ertesi gün dosyaya ByLock raporu girdi ve başvurucu yeniden tutuklandı (§§ 28-32). 2018'de örgüt üyeliğinden mahkûm edildi, karar 2021'de kesinleşti (§§ 36-38).

Anayasa Mahkemesi 26.2.2018'de başvuruyu kabul edilemez bulurken başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğunu esas almıştı (§ 40). AİHM ise şikâyetin ilk tutuklama tarihindeki makul şüpheyle sınırlı olduğunu, ByLock raporunun tutuklamadan yaklaşık sekiz ay sonra dosyaya girdiğini belirtti (§§ 64-65). Yasal bir yayın organında çalışmak tek başına şüphe gerekçesi olamazdı (§ 70). AİHM altıya karşı bir oyla 5/1, 5/3 ve 10. maddelerin ihlal edildiğine karar verdi ve 16.250 avro manevi tazminat verdi.

Başvuruda dikkat edilecekler

Anayasa Mahkemesinde. Kişi hürriyeti şikâyeti ile ifade ve basın özgürlüğü şikâyeti ayrı ayrı ileri sürülmeli. Ahmet Kadri Gürsel ve Mehmet Hasan Altan kararlarında Anayasa Mahkemesi ikisini de ihlal saydı. Tutuklamaya dayanak yapılan yazı, konuşma ve paylaşımlar tek tek gösterilmeli ve şiddete çağrı içermedikleri açıklanmalı. Sabuncu ve Diğerleri kararında AİHM'in ihlal sonucunu bu ayrıntılı inceleme belirledi.

İhlal kararından sonra. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra derhal tahliye talep edilmeli. Talep reddedilirse bu ret, AİHM'de ayrıca 5/1 ihlali olarak ileri sürülebilir (Mehmet Hasan Altan, § 139). Anayasa Mahkemesinin tazminatı AİHM'in benzer kararlarındaki tutarların çok altında kalmışsa mağdur sıfatı sürebilir (Bulaç, §§ 53-54).

Soruşturma dosyasına erişim. Ahmet Hüsrev Altan kararında AİHM, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle 5/4 ihlali buldu; Atilla Taş ve Murat Aksoy kararlarında aynı şikâyet dörde karşı üç oyla reddedildi. Bu şikâyetin dosyanın somut durumuna göre, tutuklamanın dayandığı delillere erişilip erişilemediği gösterilerek ileri sürülmesi gerekir. Tutukluluğa itirazın iç hukuktaki yolları tutukluluğa itiraz yazısında, Anayasa Mahkemesinin tutuklamaya ilişkin kararları tutuklamaya karşı bireysel başvuru sayfasında, makul şüphe ölçütünün ByLock dosyalarına uygulanışı Akgün kararı yazısında, 18. madde ihlali bulunan Türkiye kararları AİHS 18. madde yazısında anlatılıyor.

Sık sorulanlar

Gazetecilerin tutuklanması hakkında sık sorulan sorular

Gazetecinin yazıları tutuklama gerekçesi olabilir mi?

AİHM'e göre hükûmeti eleştirmek ya da ülke yöneticilerinin ulusal çıkarları tehlikeye attığını düşündüğü bilgileri yayımlamak, terör örgütüne üyelik veya yardım gibi ağır suçlamalara konu olmamalı. Bu tür suçlamalar yöneltilmiş olsa bile tutuklama, diğer tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda başvurulacak son çare olmalı (Mehmet Hasan Altan, § 211). Sabuncu ve Diğerleri kararında yazıların başvuruculara isnat edilmesini sağlayacak somut bir olgu ve örgütlerden gelmiş bir talimat gösterilemedi (§§ 154, 157).

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen tahliye edilmezse ne olur?

Mehmet Hasan Altan kararında ağır ceza mahkemeleri, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra tahliye talebini reddetmişti. AİHM'e göre bir mahkemenin, anayasa mahkemesinin kesin ve bağlayıcı karar verme yetkisini sorgulaması hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırıdır; bu ret gerekçeleri 5/1'in gereklerini karşılamıyordu (§ 139). AİHM bu durumun bireysel başvurunun etkililiği konusunda ciddi şüphe doğurduğunu da belirtti (§ 142).

Anayasa Mahkemesi ihlal bulup tazminat verdiyse AİHM'e başvurmak anlamlı mı?

Duruma göre. Sabuncu ve Diğerleri kararında Anayasa Mahkemesinden ihlal kararı alan iki gazetecinin mağdur sıfatı kalmadı (§ 121). Bulaç kararında ise AİHM, Anayasa Mahkemesinin verdiği 25.000 TL'yi (yaklaşık 3.760 avro) benzer kararlarındaki tutarlarla karşılaştırıp açıkça yetersiz buldu ve başvurucunun mağdur sıfatının sürdüğüne karar verdi (§§ 53-54). Sonunda bu tutarı da dikkate alarak 12.240 avro manevi tazminat verdi (§ 120).

Olağanüstü hâl ve AİHS'in 15. maddesi bu tutuklamaları haklı kılar mı?

Bu kararlarda kılmadı. Mehmet Hasan Altan kararında AİHM, Anayasa Mahkemesinin de belirttiği gibi, suç işlendiğine dair güçlü delil olmadan tutuklamaya izin verilmesi hâlinde kişi hürriyeti güvencelerinin anlamsızlaşacağını kabul etti. Hukuka uygun olmayan bir tutuklamanın durumun kesinlikle gerektirdiği bir tedbir sayılamayacağına karar verdi (§ 140). Aynı değerlendirmeyi 10. madde için de geçerli saydı (§ 213).

AİHM bu dosyalarda 18. madde ihlali buldu mu?

Hayır. Mehmet Hasan Altan kararında 18. madde şikâyetini ayrıca incelemeye gerek görmedi. Sabuncu ve Diğerleri ile Ahmet Hüsrev Altan kararlarında ise altıya karşı bir oyla 18. maddenin ihlal edilmediğine karar verdi. Kavala ve Selahattin Demirtaş (No. 2) gibi 18. madde ihlali bulunan Türkiye kararları ayrı bir yazıda anlatılıyor.

Başlıca hukukî kaynaklar

  1. AİHM, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, B. No: 13237/17, 20.3.2018
  2. AİHM, Sabuncu ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 23199/17, 10.11.2020
  3. AİHM, Ahmet Hüsrev Altan/Türkiye, B. No: 13252/17, 13.4.2021
  4. AİHM, Bulaç/Türkiye, B. No: 25939/17, 8.6.2021
  5. AİHM, Ilıcak/Türkiye (No. 2), B. No: 1210/17, 14.12.2021
  6. AYM [GK], Mehmet Hasan Altan (2), B. No: 2016/23672, 11.1.2018
  7. AYM [GK], Mehmet Murat Sabuncu, B. No: 2016/50969, 2.5.2019
  8. AİHM, Müyesser Uğur/Türkiye, B. No: 45738/22, 6.10.2026