AİHM Büyük Dairesi Kavala/Türkiye (No. 2) kararında (25.8.2026), Gezi Parkı eylemleri nedeniyle Osman Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Sözleşme'nin 5/1, 6/1, 10, 11, 18 ve 3. maddelerini ihlal ettiğine on beşe karşı iki oyla karar verdi. Devletin başvurucunun en kısa sürede tahliyesini sağlamasına ve mahkûmiyetinin sonuçlarını ortadan kaldırmasına hükmetti, 70.000 avro manevi tazminat verdi.
Kararın tüketme, 18. madde ve ağırlaştırılmış müebbet yönleri sitedeki ayrı yazılarda ele alındı. Bu yazı mahkûmiyete ilişkin tespitleri, yani TCK 312'nin yorumunu, yargılamanın hakkaniyetini ve mahkemenin bağımsızlığını, ayrıca kararın uygulanmasına ilişkin bölümü anlatıyor.
Davanın seyri
Başvurucu başlangıçta Gezi Parkı eylemleri nedeniyle TCK 312 (hükûmeti cebir ve şiddetle ortadan kaldırmaya teşebbüs) ve 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle TCK 309 (anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs) şüphesiyle tutuklanmıştı (§ 12). Aşağıdaki tablo süreci özetliyor.
| Tarih | Gelişme |
|---|---|
| 18.10.2017 | Başvurucu özgürlüğünden yoksun bırakıldı; o tarihten beri kesintisiz tutulu (§ 12) |
| 22.5.2019 | Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu: Mehmet Osman Kavala, tutuklama yönünden ihlal yok |
| 10.12.2019 | AİHM Kavala: 5/1, 5/4 ve 18 ile birlikte 5/1 ihlali; tahliye |
| 18.2.2020 | İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi beraat ve tahliye kararı verdi; başvurucu aynı gün başka bir soruşturmada gözaltına alındı (§§ 13, 30-31) |
| 19.2.2020 | HSK beraat kararını veren üç hâkim hakkında inceleme başlattı (§ 32) |
| 29.12.2020 | Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu: Mehmet Osman Kavala (2), ihlal yok |
| 25.4.2022 | İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi TCK 312'den ağırlaştırılmış müebbet hapis verdi (§ 47) |
| 11.7.2022 | AİHM Büyük Dairesi Kavala (ihlal davası): 46/1 ihlali |
| 28.12.2022 / 28.9.2023 | İstinaf ve Yargıtay mahkûmiyeti onadı (§§ 63, 65) |
| 25.8.2026 | AİHM Büyük Dairesi Kavala (No. 2): 5/1, 6/1, 10, 11, 18 ve 3. madde ihlali |
Dava ilk derecede üç ayrı heyet tarafından incelendi: beraat kararını veren İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, kısmen aynı olgulara dayanan yeni iddianameyi inceleyen İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi ve dosyanın sonunda birleştirildiği, Çarşı davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (§§ 39, 201). Başvurucunun 2022'de yaptığı bireysel başvuru karar tarihinde Anayasa Mahkemesinde bekliyordu; 2023'te mahkûmiyete ilişkin ikinci bir başvuru yapmıştı (§§ 71-72).
TCK 312'nin yorumu: 10 ve 11. maddeler
AİHM'e göre başvurucu, üçüncü kişilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemlerinin toplu olarak kendisine yüklendiği dolaylı bir akıl yürütmeyle cezai sorumlu tutulmuştu. Mahkeme kişisel olarak yüklenebilecek eylemleri incelemek yerine başvurucunun davranışlarını bir bütün olarak değerlendirmiş; tek başına suç oluşturmayan ve Sözleşme haklarının kullanımı niteliğindeki faaliyetleri yeterli saymıştı (§ 164). 11. madde barışçıl toplantıları korur. Gerginlik, münferit şiddet olayları veya şiddet niyetli üçüncü kişilerin varlığı tek başına bir gösteriyi barışçıl olmaktan çıkarmaz (§ 165).
Anayasa Mahkemesi Gezi Parkı olaylarını anayasal hakların kullanımı kapsamında görmüştü. Buna rağmen yaklaşık dört yıl sonra başvurucu hakkında TCK 312'den kovuşturma başlatıldı. Şiddet eylemleriyle başvurucunun faaliyetleri arasında bir nedensellik bağı kurulmadı, kurulmaya da çalışılmadı (§ 166). Sivil toplum temsilcileriyle temaslar, Avrupa Konseyi organlarıyla görüşmeler, araştırma çalışmaları, biber gazı kullanımına yönelik eleştiriler ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi tek başına bu suçun dayanağı olamazdı (§ 168). AİHM'e göre bu yorum, son derece ağır bir suçun kapsamını hukuka uygun sivil toplum faaliyetlerini içine alacak şekilde genişletti ve barışçıl gösterilere katılan ya da destek veren sıradan vatandaşlar üzerinde de ağır bir caydırıcı etki yarattı (§§ 169-170). Müdahale “kanunla öngörülmüş” sayılmadı; 10 ve 11. maddeler ihlal edildi (§§ 171-172).
Adil yargılanma ve mahkemenin bağımsızlığı: 6/1
AİHM, 2019 tarihli Kavala kararında suçlamaların açıkça inandırıcılıktan yoksun olduğunu tespit etmişti. Bu kez başlangıçtaki bu eksikliğin yargılamada giderilip giderilmediğini inceledi (§§ 196-197). İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi beraat kararında telefon dinleme kayıtlarının hukuken geçerli delil olmadığını, MASAK raporu dahil dosyada başvurucunun şiddeti finanse ettiğini, örgütlediğini veya teşvik ettiğini gösteren bir delil bulunmadığını ve dinlenen tanıkların suçlayıcı beyanda bulunmadığını belirtmişti (§ 202). Mahkûmiyet kararını veren mahkemeler ise suçlamalar esasen değişmediği hâlde bu eksikliklerin hangi yeni delillerle giderildiğini göstermedi (§ 203). Mahkûmiyet, bağlamsal ve yeterince bireyselleştirilmemiş çıkarımlara dayanıyordu. Sanığa genel varsayımları çürütme yükü yüklenmiş, cebir ve şiddet unsuru başvurucuya özgü bir değerlendirme yapılmadan kurulmuştu (§ 205). AİHM, Anayasa Mahkemesinin Tayfun Kahraman kararındaki benzer tespitlerin bu dosyaya da uygulanabileceğini belirtti (§ 204).
Bağımsızlık ve tarafsızlık yönünden AİHM, birbirini destekleyen unsurların tarafsız bir dış gözlemcide meşru şüphe uyandırdığına karar verdi. Bu unsurlar şunlardı: 2019 kararındaki 18. madde tespiti, beraat kararını veren hâkimler hakkında HSK'nın inceleme başlatması, dosyanın mahkemeden mahkemeye defalarca aktarılması, yargılamanın belirleyici aşamasında iktidar partisiyle yakın geçmiş bağları bulunan bir hâkimin heyette yer alması ve yürütme mensuplarının kesin karardan önce başvurucuyu suçlu gösteren açıklamaları (§§ 201, 207-209). AİHM bunları Türkiye'de hâkimlerin atanması, nakli ve disiplinine ilişkin daha önce tespit ettiği yapısal sorunlarla birlikte değerlendirdi (§ 210). Eksikliklerin basit usul hataları olmadığını, davanın görüldüğü yargısal ortamda derin bir bozulmayı yansıttığını belirtti (§ 211).
Mahkûmiyete dayanan tutulma: 5/1
Başvurucunun 25.4.2022'den beri tutulmasının dayanağı mahkûmiyet kararıydı. Mahkûmiyet hükmünden sonraki tutulma 5/1-a kapsamına girer ve böyle bir tutulmanın 5/1'e aykırı sayılması için yargılamanın ağır bir kusurla sakatlanmış olması gerekir. AİHM bu mahkûmiyetin “açık bir adalet inkârı” (flagrant denial of justice) niteliğindeki bir yargılamanın sonucu olduğuna karar verdi (§ 245). Bu nedenle mahkûmiyete dayanan tutulma da 5/1'i ihlal ediyordu; AİHM ayrıca TCK 312'nin yorumuna ilişkin tespitlerine atıf yaptı (§ 246).
Tahliye, hükümsüzlük ve genel tedbirler
AİHM, mahkûmiyete dayanan tutulmanın açık bir adalet inkârına dayandığını ve birbiriyle bağlantılı çok sayıda ihlalle sakatlanmış bir yargılamada verildiğini belirterek başvurucunun bu karardan sonra da tutulmaya devam etmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti (§ 308). Devlet, başvurucuyu mümkün olduğunca ihlal olmasaydı bulunacağı duruma getirmekle yükümlüydü. Bu da aleyhindeki tedbirlerin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını gerektiriyordu. AİHM'e göre başvurucunun mahkûmiyeti Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz sayılmalıydı (§ 309).
Genel tedbirler yönünden AİHM, davanın siyasi muhalifleri, insan hakları savunucularını ve gazetecileri hedef alan, kapsamı geniş yorumlanan suç tanımlarına dayanan kovuşturmalardaki sistemik bir sorunu yansıttığını belirtti (§ 310). Hâkimlerin atanma, görevlendirilme ve disiplin mekanizmalarının sıkılaştırılmasını ve yüksek mahkeme kararlarına uyulmasının sağlanmasını istedi (§ 311). Tutuklamanın aşırı kullanımının, geniş suç nitelendirmelerinin ve art arda kovuşturma açılmasının devletin baskı aygıtının kötüye kullanıldığını gösterebileceğini vurguladı (§ 312). Anayasa Mahkemesi kararlarına tam uyulmasının hukuk devleti için zorunlu olduğunu belirtti (§ 314). Şartla salıverilme imkânı tanımayan ağırlaştırılmış müebbet cezalarının gözden geçirilmesi için yasal bir usul kurulması gerektiğini ekledi (§ 315).
Başvurucuya 70.000 avro manevi tazminat ve 43.342,57 avro yargılama gideri ödenmesine hükmedildi. Hâkimler Vehabović ve Yüksel, başvurunun iç hukuk yolları tüketilmediği için kabul edilemez bulunması gerektiğini belirterek karşı oy kullandı.
Uygulamaya yansıması
Kararın en geniş etkisi TCK 312'nin yorumuna ilişkin tespitlerde. AİHM, sivil toplum faaliyetlerinin ve barışçıl gösterilere desteğin ağır suçların maddi unsuru sayılmasını ve üçüncü kişilerin şiddetinin dolaylı olarak yüklenmesini kanunilik ilkesine aykırı buldu (§§ 169-171). Bu tespit, örgüt adına suç işleme (TCK 220/6) ve terör suçlamalarına ilişkin örgüt adına suç işleme yazısında anlatılan Anayasa Mahkemesi içtihadıyla da örtüşüyor.
Kararın diğer yönleri sitedeki şu yazılarda ele alınıyor: Anayasa Mahkemesindeki başvuru beklenirken AİHM'in incelemesi AYM kararı beklenmeden AİHM'e başvuru yazısında, 18. madde tespiti AİHS 18. madde yazısında, ağırlaştırılmış müebbet ve 3. madde ağırlaştırılmış müebbet ve AİHM yazısında. AİHM kararlarının uygulanması ve Bakanlar Komitesinin denetimi ayrı bir yazıda anlatılıyor.
Kavala (No. 2) kararı hakkında sık sorulan sorular
Kavala (No. 2) kararında hangi ihlaller bulundu?
Büyük Daire on beşe karşı iki oyla 10 ve 11. maddelerin, mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargılamanın hakkaniyeti ve savunma hakkının kısıtlanması yönünden 6/1'in, 5/1'in, 5/1, 6/1, 10 ve 11 ile birlikte 18. maddenin ve şartla salıverilme imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası nedeniyle 3. maddenin ihlal edildiğine karar verdi. Yargılamanın uzunluğu şikâyeti kabul edilemez bulundu.
AİHM mahkûmiyetin hükümsüz olduğuna mı karar verdi?
AİHM, başvurucunun ceza mahkûmiyetinin Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz sayılması gerektiğini belirtti ve devletin başvurucuyu mümkün olduğunca ihlal olmasaydı bulunacağı duruma getirmekle yükümlü olduğunu hatırlattı (§ 309). Hüküm fıkrasında devletin başvurucunun en kısa sürede tahliyesini sağlamasına ve mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırmasına hükmedildi.
TCK 312 neden “kanunla öngörülmüş” sayılmadı?
AİHM'e göre mahkemeler, sivil toplum faaliyetlerini, uluslararası temasları, toplantılar düzenlemeyi ve barışçıl gösterilere destek vermeyi hükûmeti cebir ve şiddetle ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunun maddi unsuru saymış; üçüncü kişilerin şiddet eylemlerini başvurucuya dolaylı olarak yüklemişti (§§ 164, 168-169). Bu yorum maddenin kapsamını öngörülemez biçimde genişletti ve keyfîliğe karşı asgari korumayı sağlamadı (§ 171).
Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru beklenmeden karar verilebildi mi?
Evet. Hükûmetin tüketme itirazı çoğunlukla reddedildi. Başvurucunun 2022'de yaptığı bireysel başvuru Genel Kurula gönderilmiş, ancak incelemesi ertelenmişti ve karar tarihinde hâlâ bekliyordu (§ 71). Büyük Daire bu sonucun somut olayın özel koşullarıyla sınırlı olduğunu belirtti. Ayrıntılar ayrı bir yazıda anlatılıyor.
Karar başka davaları da etkiler mi?
Genel tedbirler bölümünde AİHM, olayın siyasi muhalifleri, insan hakları savunucularını ve gazetecileri hedef alan, kapsamı geniş yorumlanan suçlamalarla yürütülen kovuşturmalara ilişkin sistemik bir sorunu yansıttığını belirtti (§ 310). Hâkimlerin atanma, görevlendirilme ve disiplin mekanizmalarının güçlendirilmesini, yüksek mahkeme kararlarına uyulmasının sağlanmasını ve ağırlaştırılmış müebbet cezalarının gözden geçirilmesine imkân veren bir usul kurulmasını istedi (§§ 311, 314-315).

